27 Ocak 2011 Perşembe

Uzaklar

Sümüklü Et

Azerbaycan Havayollarına ait uçak, Bakü için alçalmaya başladığında yanıjmda oturan Azeri kadın kulağıma eğilip,

‘’düşüyoruz’’ diye fısıldadı.

Normal koşullarda panik halinde Kelime-i Şahadet getirmem gerekiyordu.Ama bu sürprize hazırlıklıydım.

Gülümseyerek kemerimi bağladım ve ‘’evet,düşüyoruz’’ dedim.

Azeri Türkçesinde ‘’düşme’’ nin ‘’inmek’’ anlamına geldiğini İstanbul’a gelen Azeri bir dostumdan öğrenmiştim.

Dostum takside ‘’Sakla da düşem(dur da ineyim) deyince taksicinin neden tuhaf tuhaf baktığını anlayamamıştı.

Azeri Türkçesi ile Türkiye Türkçesi farklar Bakü’ye giden Türkler için en eğlenceli konu…. Yola çıkmadan tavsiyeler başlıyor;

‘’Maşın’’a yani ‘’arabaya’’ya binerken ‘’sen konaksın.Kabakta otur’’ denildiğinde etraftas konak veya kabağa dönüşen araba aramayın.Çünkü konak(konuk) sizsiniz…Kabak ise arabanın’’ön’’ü…

Yemekte biri tabağa bakıp garsona’’bu çok sümüklü, geri götür’’ derse sakın kusmayın. Getirilen et çok ‘kemikli’ demektir.

Arabadakilerden biri ‘kıçım ağrıyor’ diye sızlanırsa utanacağınıza ‘bacağı’nı bir doktora gösterin.

Doktor ‘size ahırda bakacağım’ dediyse ‘bana hayvan demek istedi’ diye celallenmeyin, ‘sonra’ bakacak demektir; sıranızı bekleyin.


Dört günlük Bakü seferimiz sırasında biz de benzerlerine tanık olduk:

Mahçup kızlar bizimle gelen Tarık Akan’a yanaşıp ‘sizi Tarık Akan’a okşattık deyince,

Kimin kime okşatıldığını çözmeye çalıştık; oysa sadece ‘benzettik’ diyorlardı.

Galatasaray’ın Sofya’daki maçını sorduğumuzda ‘henüz heç-heç’(sıfır - sıfır) dediler.

Fener?

‘Fener üttü ve etabı aştı’

Otel çıkışında kat görevlisi ‘kravatını düzeltiyim mi? Diye sorunca kravatımıza davrandık, oysa ‘kravat’tan kasıt, ‘yatak’tı.

Azeri televizyonunun karşısına pturup fonda İngilizce, önde Azerice dublajla Amerikan filmi izlemek de ayrı alem…

Askerlerine ‘Ok guys’ (tamam çocuklar) diye bağıran bir komutanın ağzından ‘Yahşidir uşaklar’ sözcüklerini duymak ya da ‘You’re right’’ (haklısın) karşılığı ‘Düz söylüyorsun’ u işitmek gerçekten şaşırtıcı.

Ama en güzeli şu; Bir yıl aradan sonra geçenlerde İstanbul’a gelen Azeri işadamı dostumuz fiyatlardaki sıçramayı sorunca ‘zam geldi’ yanıtını almış. Kızmış dostumuz:

‘’ Söyleyin o zamma, bir daha gelmesin buralara’’ demiş.

Meğer Azerbaycan’da ‘’muavin’’e ‘’zam’’ denilirmiş.


Bütün bu dil muzırlıklarına rağmen Azerbaycan’da Türk konak’ olmak mucizevi bir şey.

Azerilerin Türkiye aşkını görmek için bir milli günde Azatlık Meydanı’nda olup gösteriye gelen Türk jetlerinin gösterisini izlemeliydiniz. Herhalde pek az Türk veya Azeri politikacı o meydana böyle müthiş bir kalabalık toplayabilirdi.

On yıl öncesine kadar Rus İMG’lerinin gösteri yaptığı meydanlarda 10.Yıl marşı çalınıyor, Türk bayrakları dalgalanıyor, ‘Türk yıldızları’nın her geçişinde meydanı dolduran yarım milyonu aşkın Azeri, heyecanla ‘el çalıyor’du. Kucağında ‘uşağıyla’ gelen bir Azeri kadın ‘bu dünyada tek değiliz.Kardeşimiz yanımızda’ dedi. Bir işadamı, ‘ Rus’u Fars’ı görsün ki, sahipsiz değiliz’ diye gururlandı. Meydana nazır otelimizin komisi İrfan, jetlere bakıp,

‘’Sizinkiler bizi İran’a karşı kolluyor’’ yorumunu yaptı.

Ertesi günkü Ekspres gazetesinde ‘yüzminlarla bakılının turk ulduzlarının maharetina uşaq kimi sevindi’’ğini (yüzbinlerce Bakülünün Türk yıldızlarının ustalığına çocuk gibi sevindiğini) ve İran’ın bu gövde gösterisini pislediğini okuduk. ‘Eleştirmek’ burada – bizdeki anlamına yakın olarak- ‘b.k atmak’ karşılığı kullanılıyordu.

Yine de Azeri Türkçesinde beni en çok çarpan, ‘para’ya ‘pul’, ‘rüşvet’e de ‘hörmet’ denmesi oldu.

Sizce bizde de öyle demenin zamanı gelmedi mi?

Bakü 2001

Can Dündar

Uzaklar

Say. 65

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder