12 Şubat 2011 Cumartesi

Kürk Mantolu Madonna

* İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.

* Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? (...) Herşeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?

* Bütün mesele, etrafındakilerin onu tanımamasındaydı ve o da kendini tanıtmak için herhangi bir teşebbüste bulunacak adam değildi. Bundan sonra aradaki buzu çözmeye, bu insanların birbirlerine karşı duydukları müthiş yabancılığı gidermeye imkan yoktu.

* Onun şimdi bütün mesafelerin ve zamanın arkasına çekilmiş olduğunu ve oraya kimseyi bırakmayacağını seziyor ve hiç sokulmak teşebbüsünde bulunmuyordum.

* Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?

* Ben bu kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum. Onda Halit Ziya'nın Nihal'inden, Vecihi Bey'in Mehcure'sinden, Şövalye Büridan'ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra'dan, hatta mevlid dinlerken tasavvur ettiğim, Muhammed'in annesi Amine Hatun'dan birer parça vardı. O benim hayalimdeki bütün kadınların bir terkibi, bir imtizacıydı.

* Benim gibi hayatında hiç macerası olmayan bir erkeğin ilk defa böyle bir kadınla karşılaşması hakikaten korkunç olurdu.

* Hayatımda hiç kimseye mukavemet etmeye alışmamıştım. Elimden gelen ancak kaçmaktı, onu da şimdi yapamazdım.

* Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim...

* Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, - ruhumuzla yaşamaya - başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, herşeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu.

* Göreceksiniz ya, ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım... Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir...

* Şimdi gülemeyecek kadar mesuttum ve saadetimi ciddiye alıyordum.

* Bu sondu... Bir defa da bunu tecrübe edeyim dedim. Belki bu noksandı, diye düşündüm. Ama değil... İçimde hep o boşluk var... Daha da büyümüş olarak... Ne yapalım kabahat sende değil... Sana aşık değilim. Halbuki dünyada sana aşık olmam icap ettiğini, sana da aşık olmadıktan sonra hiç kimseyi sevemeyeceğimi, bütün ümitlerimi terk etmek lazım geleceğini gayet iyi biliyorum. Ne kadar isterdim... Başka türlü olmayı ne kadar isterdim... (Maria Puder)

* Demek ki insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor. (Maria Puder)

* Şimdi, geldiği kadar sebepsiz ve ani, çekilip gidiyordu. Fakat benim için bundan sonra eski uykuya dönmek imkanı yoktu. Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu, Maria Puder'i, Kürk Mantolu Madonna'yı arayacaktım. Onu bulamayacağımı daha şimdiden biliyordum. Fakat aramamak elimde olmayacaktı.Beni bütün ömrümce bir meçhulü, mevcut olmayan bir şeyi aramaya mahkum ediyordu. Bunu yapmamalıydı...

* Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.

* Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyordum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.

* Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.

* Bir hayatı baştan aşağı dolduracak kadar zangin olan hatıralar, böyle kısa bir zamana sıkıştırıldıkları için hakikattekinden daha canlı, daha tesirliydiler.

* Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam...

( Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, YKY )


11 Şubat 2011 Cuma

Bernard Shaw / Gülen Düşünceler



* Düşlerinize dikkat edin! Gerçekleşebilirler.

* Hayatta iki trajedi vardır. Biri çok istediğiniz bir şeyin gerçekleşmemesi, diğeri de gerçekleşmesi.

* Bir ruhum var benim. Olmadığını söylemeyin. Beni kesip açsanız onu bulamazsınız. Buharlı makinayı da kesip açsanız buharını bulamazsınız. Ama makinayı yürüten buhardır...

Gerçeklerin kaba, düşlerin gerçekdışı olmadığı bir yerde yaşamak isterdim.

* İnsanlar, koyunlardan daha tehlikeli yaratıklar oldukları gibi, ülkücüler de cahillerden daha tehlikeli yaratıklardır.

* Mantığın dediğini yapmaya kalkan kişi yitirir kendini: Mantık, ona karşı durabilecek kadar akıllı olmayan herkesi köle yapar.

* Evliler birbirlerini o kadar çok aldatıp yalan söylerler ki, günün birinde doğruyu söylemeleri ayrılmalarına yol açar.

* Yeryüzü, açıkçası herkesin acı çekip günahlarının karşılığını ödediği; aptalların varlıklı olabildiği, iyilerin ve akıllıların tepki ve baskı gördüğü; erkekle kadının aşk adına birbirine işkence ettiği ve aile sorumluluğu adına köle gibi yaşatılıp dövüldüğü; bedence güçsüz olanların, tedavi edilmek adına zehirlenip sakat bırakıldığı; kişiliği güçsüz olanlarınsa, adalet adına saatler ya da günler değil, yıllarca korkunç hücrelere kapatıldığı bir yerdir.

* Simetri sanatın düşmanı olduğu gibi, tutarlılık da girişimciliğin düşmanıdır.

* Yaşam bir serüvendir, hazır bir reçete değil.

* Toplumsal sorunlar, insanların kararlarıyla duyguları arasındaki çatışmadan doğar.

* Hiçbir şey koşulsuz olamaz; öyleyse hiçbir şey de bedelsiz olamaz.

* En aşırı keyiflerin sürdürülmesi en dayanılmaz acıları doğurur.

* Biftek yiyerek bir boğanın gücünü ve cesaretini elde edebileceğinizi düşünebilirsiniz. Ama unutmayın ki boğa da fil gibi bir etyemezdir.

* Yanılgılarla tüketilmiş bir yaşam, hiçbir şey yapmadan tüketilmiş yaşamdan daha onurlu olduğu gibi, daha yararlıdır da.

* Ahlak dediğimiz, toplumsal alışkanlıklar ve ortamın gereksinimlerinden başka nedir ki?



* Güzel kalan yolların hiçbir yere varmayan yollar olduğunu hiç düşünmediniz mi?

* Peter’dan çalıp Paul’e ödeyen hükümet, her zaman Paul’ün desteğine güvenebilir.

* Karnı tok bir adam hiçbir zaman devrimci olamaz. Onun yaptığı siyaset konuşmada kalır yalnızca.

* Otuz yaşını doldurmamış bir genç, yürürlükteki toplumsal düzeni öğrenir öğrenmez devrimci olmamışsa eğer, beş para etmezin tekidir.

* Dünyayı kendine uygun bulmayan devrimci, dünyanın uygun saymadıklarıyla omuz omuza bulur kendini.

* Yenilgiye değil, savaşa; köle olmaya değil, köleliğe; komşunuz kadar varlıklı olmamaya değil, yoksulluğa başkaldırın. Yoksa korkaklarla, asilerle, kıskançlarla bir olursunuz.

* Aslandan niçin korkuyorsunuz? Onun ne ülküsü, ne dini, ne siyasal inancı, ne ahlakı, ne de diploması var.

* Cinayeti öğrendiler. Onlara öylesine heyecan veriyordu ki bu. Spor olsun diye birbirlerini öldürmeye başladılar ve savaşı buldular; en büyük adım buydu onlar için. Hayvanları bile öldürmeye alıştılar vakit öldürmek için. Ve hayvanları yediler giderek, uzun ve zor bir iş olan tarımla uğraşmakla vakit yitirmemek için.

* Diş ağrısı çekenler dişleri sağlam olanları, yoksulluk çekenler parası bol olanları mutlu sanır.

* Cezaevleri varoldukça hangimizin içinde bulunduğu hiç önemli değildir.

* İnsan kaplan öldürmesine spor, kaplanın insanı öldürmesine canavarlık diyorsunuz. Suç ile adalet arasındaki ayrım da bundan başka bir şey değildir.

* İdamı yasalar değil, insanlar gerçekleştirir.

* Annem yalan söyledi, dadım yalan söyledi, öğretmenim yalan söyledi. Bana söylenenlerin tam tersi bir dünyada ne yapılabileceğini ben nereden bilebilirdim ki?

* Çocuklar bol bol yaşamak için eğitilmelidir. Ömür boyu ağır hapis cezası çekmeye hazırlanmak için değil.

* Kökleri benliğimizde bulunan yüce erdemleri geliştirmek zorundayız. Oysa tıpkı bir cezaevi yöneticisinin ayaklanmayı ya da kaçmayı öğretmeyeceği gibi, hiçbir okul yöneticisi de öğretmez bunları.

* İDEAL AŞK İLİŞKİSİ POSTAYLA YÜRÜTÜLENİDİR.

* Cinsel ilişki kişisel bir ilişki değildir. Başka her ilişkide birbirlerine bir gün olsun katlanamayan kişiler arasında bile cinsel ilişki karşı konulmaz bir güdüyle istenebilir ve coşkuyla gerçekleştirilebilir.

* Her erkek için askerlik mesleği doğal olmadığı gibi, her kadın için de ev işleri mesleği doğal değildir.

* O kadınla evlenme isteğinin senden geldiğine inanıyor, onun kaçıp seni kovaladığını sanıyorsun; kur yapan, inandıran, kandıran sensin öyle mi? Budala! İzi sürülen, hedef alınan, yazgısı belirlenen av sensin, sen...

* Evlilikte yapılan en büyük özveri, yaşama karşı serüvenci tutumdan özveride bulunarak, durulup oturmaktır. Doğuştan yorgunlar yerleşmeye can atarlar, oysa yaşayan ve güçlü ruhlar için yerleşmek, kendi canına kıymak demektir.

* Bütün genç kadınlar evlendikleri erkeği adam edip düzeltecekleri inancıyla başlarlar işe... Ne budalalık ama...

* Evliler bir kez evlilik düzenine alıştılar mı denizden uzak kalamayan denizciler gibi, evlilikten uzak kalamazlar bir daha.

* Evli çiftler birbirlerini hiç tanımazlar; aynı evi, aynı çocukları, aynı geliri paylaşmaya alışırlar, yakınlıkla hiç ilgisi bulunmadan.

* Bir kez kalbiniz gerçekten kırıldı mı, geriye dönüş yoktur bir daha. Hiçbir şeye aldırmaz olursunuz. Mutluluğun sonu, huzurun başlangıcıdır bu.

* Beklentiden daha fazlasını almak, daha azını almak kadar tatsızdır.

* Beden er geç bıkkınlık verir insana. Düşünceden başka hiçbir şey güzel ve ilginç kalmaz. Çünkü düşüncedir gerçek yaşam.

* Büyük gerçeklere varmak, günaha girmekle başlar.

* Boşuna dememişler, düşünürlerin kaçınılmaz evlilikleri gülünç olur.

* Düş gücünden yoksun insanları kurtarmak için, her çağda bir başka İsa azap içinde kendini kurban mı etmelidir?

* Sanat var olmasaydı, gerçeğin kabalığı katlanılmaz kılardı dünyayı.

* Yüzümüzü görmek için cam aynaya, ruhumuzu görmek için sanat yapıtına bakarız.

* Bilinçsiz içgüdülerin ortaya çıkardığı şeyleri mantıklı tasarımlara bağlayarak dahileri tanrılaştırıyoruz, tıpkı evrenin yaratıcı gücünü tanrılaştırdığımız gibi. Wagner’in “gerçek sanat” dediği şey, her içgüdü kadar bilinçsiz olan sanatçı içgüdüsüydü. Mozart, yapıtlarını açıklaması istendiğinde, “nasıl bilebilirim?” demişti, açık yüreklilikle.

* OKUMAK, Don Kişot’u bir centilmen yaptı; ama OKUDUKLARINA İNANMAK delirmesine neden oldu.

* Mozart’ın en iyisinden daha iyi bir şey yoktur sanatta.

* Oyun yazarının gereçleri, insanın duygusuyla konumu arasındaki çatışmalardır hep.

* İyi bir yasa yapmaktan çok daha kolaydır, iyi bir oyun yazmak. Ne var ki zamanın aşındırmalarına bir yasanın direnmesi gerektiği ölçüde iyi bir oyunu yazabilecek yüz kişi yoktur yeryüzünde.

* Kalbin aklıyla yaşamak bir ayrıcalıktır.

* İrlanda’da kedilere, temizlenmelerini, burunlarını kendi pisliklerine sokarak öğretmeye çalışırlar. Joyce da aynı yöntemi insanların sorunları üstünde uygulamayı deniyor. Umarım başarılı olur.

* Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim.

* Doğal ölüm diye tanımlanabilecek bir şeyin var olduğu kanıtlanmamıştır; yaşamdır, doğal ve sonsuz olan.

* Çılgın mı doğmuştum, yoksa fazla mı akıllıydım bilmiyorum; benim dünyam yeryüzüne uygun değildi.

* Evlenip bütün bunlara bir son vereceğim artık. Altmış yaşlarında, sağlığı yerinde, gösterişsiz vejeteryan yemeklerine alışkın, kocası gezide olduğu zamanlarda gelen mektupları ona postalayabilecek kadar okur yazar, kültürsüz bir kadın tanıyor musunuz? Sıradan görünüşlü, kıskançlık nedir bilmeyen iyi huylu biri. Mümkünse akrabaları da olmasın. Sosyeteden istemem. Ömründe tiyatroya gitmemişler tercih edilecektir. Evde ayrı odalarda elbette...

* Evlilikten sonra aşk yoktur. Pornografi ise hiç yoktur.

* Benim güldürme yöntemim, gerçeği açıkça söylemek. Yeryüzünün en büyük şakasıdır gerçek.

* Biz kağıt peygamberleri, sanat büyücüleri...

* Edebiyat dehası olmak bir hastalık mıdır?

* Dans etmek, yatay bir isteğin dikey anlatımıdır.

* Mutluluk yaşamın bir amacı değildir; yaşamın bir amacı yoktur.

* Amerika için hiçbir umut yok demektir.

* Yirmisinde kızıl bir devrimci değilseniz, ellisinde çekilmez bir fosil olursunuz. Ama yirmisinde kızıl bir devrimciyseniz, kırkında çağdaş olma şansını elde edersiniz.

* İyice eskiyip çürüdüğüm için öleceğimi sanmayın sakın... Vazgeçilmez bir insanın çürümesi söz konusu değildir çünkü. Ortadan yok olacağım ama çürümeyeceğim.

* Umarım, insanlar daha iyi olurlar beni anımsadıkça...

* Adresim: Sosyalist – Londra.

(Bernard Shaw: Gülen Düşünceler, Şakir Eczacıbaşı, Remzi Kitabevi)

10 Şubat 2011 Perşembe

Hoşçakal

Zaman durdu
Bir gurbet olmuşken Ankara yüreğimde
Ellerim tutuldu sanki dudaklarım kendime kilitlendi
Hoşçakal sevgilim
Yüreğim durdu
Ne de heyecanla çarpardı
Sana dokunurken ellerim
Tenin beni örterken sevgiyle
Hoşçakal sevgilim
Yaşam durdu kapanıyor gözlerime dünya
Nerede mavi mutluluklar
Nerede sevdamız ve yarın umutlarımız
Hoşçakal sevgilim
Zamanım doldu
Hep birşeyler vermeye çalıştım sana
Bir ömrümü yalnızca sevgi vererek geçirebilirdim
Ama sizin vermeye pek değil hiç vaktiniz olmadı
Hoşçakal sevgilim Hoşçakal sevgilim


Ayrılık

Sana uzaktan bakıyor gözlerim artık
Gönlüm senden geçmez
Bana döndü hep sözlerim

Unutmak o kadar kolay mı sandın?
Ayrılık bana aşktır artık

Dağılmış saçlarım gönlünün yatağına
Uyandırma
Sabah olsun ben giderim
Sen kal rüyamda

Aramak o kadar kolay mı sandın?
Yolların bana aşktır artık
Ah gitmek o kadar kolay mı sandın?
Yolların bana aşktır artık

Sesim bende bir yabancı gibi
Şaşarım
Gönlümün takvimine şiir oldu yüzün
Ararım

Ah bulmak o kadar kolay mı sandın?
Aramak bana aşktır artık



Gayret Et Güzelim

Gitmem gerek bu şehirden
Bir rüya oldun sevdamın gergefinde
Neden çocuklar beni gösteriyor
Yağmur yağsa güneşin yerine

Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret

Sensizlikten olsa gerek
Çekilmez oldu buralar
Hep benle beraber bulamadıklarım
Bak cesaretim yok artık
Geç oldu yorgunum
Yine deli oldum sayende
Saçında rüzgar

Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret

Ayrılıktan olsa gerek
Gecikiyor sabahlar
Hep benle beraber unuttuklarım
Dönmüyor epeydir başım
Denizler yalan
Sevmek ateş olurmuş derler
Yanmak yalan

Şimdi öyle uzakki geldiğim yollar
Yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz

Bir çocuktum sevmiştim
Avuçlarımda aynalar
Gayret et güzelim elini uzat

Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret

Düş Sokağı Sakinleri

9 Şubat 2011 Çarşamba

Tutunamayanlar - Oğuz Atay



-Konuştuğum insanların peşinden gitmek, onların yatak odalarına kadar, hatta ertesi gün işe gidinceye kadar, hatta işyerinde çalışırken izlemek, durmadan konuşmak ve dinlemek istiyorum-ayrılınca insanların hemen birbirine yabancılaştıklarını, eski havayı bir daha canlandıramayacaklarını düşünüyorum...
-Bilginin, güzelliğin, iyiliğin ve duyarlılığın en kusursuz somutlaşımı olduğunu düşünüyorum...
-Alışık güçlerini, iki çelişki arasındaki uzaklığı kaplayacağı kadar uzat çünkü
Tanrı insana danışmalıdır...

-Ölünceye kadar yerinden kımıldamayacağını bilen bir ağacın rahatlığını duymalıydım...
-Bir kere başladık bitireceğiz, bir kere doğduk yaşayacağız...
-Sözlerde bir gevşeme, bir isteksizlik görüldü, birlikte olmanın getirdiği heyecan eskidi, söylenen sözler düşünüldükçe beğenilmemeye başladı, bu nedenle yeni sözler için cesaret tükendi...
-Karikatürlerde, ne kadar da sevimli gösterirler, yalnız yaşarken kimse sevimli görmez bütün bunları, oysa okurken ,resimlerini seyrederken ne kadar acırsınız onlara, gene de gülmeden duramazsınız...
-Seninle geçirdiğim bahar, yaşamın ; doğa içinde oluşan bir olay olduğunu, bana yeşil rengin gözünüzdeki yansımaları haber verdi...
-Eskiye bağımlılığımız bir şey bildiğimizden değil ; eskisi bundan kötü olamaz ya diyoruz-tam da bilmiyoruz yeniyi...
-Şarkısı yarıda kaldı ,aklı da karıda sebep olanların gözü kör olsun... (mezar yazısı)
-Piyano çalabilmeyi çok isterdim dedi donuk bir sesle. Şimdi piyanoya oturur, kelimelerle ifade etmekte güçlük çektiğim bütün duygularımı, acılarımı tuşlara dökerdim. Bazen şiddetli, bazen yavaş basardım onlara. Kim bilir ne ince ayrıntıları vardır o dokunuşların? Kelimeleri, daha önce öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa. Seslerin başka türlü bir dokunulmazlığı var.





Anlatamıyorum

ANLATAMIYORUM  
 
Ağlasam sesimi duyar mısınız,  
Mısralarımda; 
Dokunabilir misiniz, 
Gözyaşlarıma, ellerinizle?  
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce.  
 
Bir yer var, biliyorum; 
Her şeyi söylemek mümkün; 
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 
Anlatamıyorum.  

DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
“Bakar bakar ağlarım”.

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından:
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lâpinaların en harelisi…
Hâlâ tuzlu akar kanım
‹stiridyelerin kestiği yerden.

Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.

Orhan Veli

8 Şubat 2011 Salı

Kırk Ambar Gece Tiyatrosu oyununda Ferhan Şensoy’un söylediği müthiş şarkının sözleri:

Kenefte geldi aklıma
Örneğin mesela
Para olmasa para olmasa

Kenefte geldi aklıma
Büyük abdest beş bine
İki bin küçük abdest
İşemek bir yatırım işi

Parayla alınıp veriliyor nefes
Çişini tutup ekonomi yapıyor herkes

Kenefte geldi aklıma
Örneğin mesela
Para olmasa para olmasa

Ev kirası olmasa
Bakkal para almasa
Kasap eti ikram etse
Manav sebzeyi hediye

Örneğin mesela
Yol parası olmasa
Doktor ilaç bedava
Gerisine bizim de bütçemiz yeter
Yoksullar da yaşardı insanlar gibi insanlar gibi

Örneğin mesela
Para olmasa…

Ferhan Şensoy-Kırk Ambar Gece Tiyatrosu

7 Şubat 2011 Pazartesi

Sezen Aksu

Tutsak

İhaneti sende gördüm
Sende şiddeti gördüm, aşkı gördüm
Yanarak içinden geçtim aşkın
Kor olmadan küle döndüm

Dokun bana, bana dokun ne olur
Hasretinden öldüm
Kopar zincirlerini yeniden gel
Durmadan gel, hep gel

Ben sana tutsak sen bana yasak
Gel günahlarla korkularla gel
Ben savunmasız çırılçıplak
Sen hesaplarla sorgularla gel

Geçiyor günler çok üzgünüm
Geçiyor akşamlar sessiz
Geceyi yırtar yalnızlığım
Güneşi yakarır sensiz

Tükeneceğiz

Ne böyle senle ne de sensiz yazık yaşanmıyor çaresiz
Ne bir arada ne de ayrı olmak imkansız hiç sebepsiz
Ne hayallerle ümitlerle mutlu olmaktı dileğimiz
Suçlu ne sensin ne de benim şimdi sensizim sen de bensiz

Bir an gelip de küllenince
Yüreklerimiz dinlenince
Başka sevgilerde teselli bulunca
İşte biz o gün düşüneceğiz

Etrafımızı sarıverecek bir boşluk ki asla bitmeyecek
Her şey bir anda anlamsız gelecek işte biz o gün tükeneceğiz


Dünyada Leonard Cohen Türkiye'de Sezen Aksu diye düşünüyorum :)

6 Şubat 2011 Pazar

Futbolun Rock'n Roll Yıldızı

1969 yılında, bir keresinde, alkol ve seksi bırakmıştım. hayatta geçirdiğim en berbat yarım saatti .

“Yedi tane Dünya Güzeli ile birlikte olduğumu söylüyorlar… Bu yanlış; sadece dört tanesiyle birlikte oldum.”

George Best: “Eğer biraz çirkin olsaydım bugün ne Pele ne de Maradona’nın adını hiç kimse hatırlamazdı.”



"Eğer bana üç kişiyi çalımlayıp 30 metreden Liverpool'a nefis bir gol atıp tribünleri ayağa kaldırmak mı yoksa dünya güzelini yatağa atmak mı? diye sorsanız karar vermesi çok zor olurdu. Şanslıyım çünkü her ikisini de yaptım. Ama birini 50 bin kişinin gözleri önünde"


Bir röportajında, o kadar paraya ne oldu sorusuna: "Yüzde 90'i alkol ve kadınlara gitti, gerisini ziyan ettim" diye cevap veren güzide insan. :)


Kuzey İrlanda Milli Takımı’nın eski futbolcusu dünya çapında “futbolun gelmiş geçmiş en iyileri arasında” gösterilen bir futbol efsanesi.. genel olarak Manchester United’da oynadığı dönemle tanınan Best, çoğu zaman futbolundan çok hızlı ve çalkantılı hayatıyla da manşetleri süsleyen bir hayat yaşadı.. o’na “futbolun ilk rock’n roll yıldızı, pop starı” diye boşuna söylenmedi !..

futbolculuk kariyeri
İngiltere’nin ünlü ekibi Manchester United’da 1963 – 1974 yılları arasında top koşturan George Best, bu dönem içerisinde 1965 ve 1967’de 2 lig şampiyonluğu, 1968’de bir Avrupa kupası kazandı.. 1968’de Avrupa’nın en iyisi olan Manu’nun en önemli yıldızı olan Best, o sene sergilediği muhteşem performans ile “avrupa’da yılın futbolcusu” ödülü ve “İngiltere futbol yazarları birliği, yılın futbolcusu” ödülüne layık görüldü..

Manchester United ile İngiltere ve avrupa’da toplam 466 maça çıkan best 178 gol kaydetti.. bir keresinde Northampton Town’u 8-2 yenerek kazandıkları maçta 6 gol birden attı..


Çoğunlukla Britanya’dan çıkan en yetenekli oyuncu olduğuna inanılan Best, her zaman Pele ve Diego Maradona ile kıyaslandı..

Maradona, Best ile ilgili açıklamasında “Best, benim 1 numaralı favorim” derken, Pele “Best, oynarken gördüğüm en iyi futbolcu” diye övgüde bulundu..



Manchester United’da Denis Law ve Bobby Charlton ile oynayan Best her zaman ön planda oldu.. hareketli karakteri ve içi içine sığmayan tavırları Best’i kısa sürede medyatik bir kişilik yaptı.. siyah ve uzun saçları ile “Beatles’ın 5. üyesi” olarak bakılan Best’in özel hayatı her zaman alkol, kadın ve kumar haberleriyle dolu oldu.. halbuki hayranları her zaman John Lennon, Paul Mccartney, George Harrison ya da Ringo Starr’ın yerini almasını ya da en azından Beatles’a katılmasını bekliyordu..

Best’in kendisinin sürekli anlattığı bir anısı, kendi hayat tarzının kısa bir özeti oldu her zaman.. “1970’ler de bir otelde kalıyordum, odaya kat görevlisi girdi ve etrafta bir gece önce kazanılmış on binlerce pound ve şampanya var, yatakta ise dönemin dünya güzeli yatıyor.. genç görevli bana sordu: “George, yanlış giden ne ?”..

1974’de 27 yaşında olan Best, Manchester United tarafından “devam eden alkol problemi, maçları ve antrenmanları kaçırması sebebiyle” kovuldu.. Best, sonraki 10 yıl boyunca Fulham, Stockport County, Dunstable Town, Hibernian, Los Angeles Aztecs, San Jose Earthquakes ve son olarak Bournemouth’da top oynadı.. hareketli karakteri, muhteşem futbol yeteneği ve her zaman ön planda olan çalkantılarla dolu özel hayatıyla tanınan futbol efsanesi 1983’de 37 yaşındayken futbolu bıraktı !..


1984’de alkollü araç kullanırken bir polise saldırdığı için 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.. 1984’de yıl başını parmaklıkların arkasında geçirdi ve ford açık cezaevi’nin futbol takımının bir üyesi oldu..

1991’de bbc’nin prime time talk show programlarından wogan’a konuk oldu ve program boyunca bir kaç kez küfür etti ve alkollü bir şekilde programdan ayrıldı.. best sonraları davranışından dolayı özür diledi ve her zamanki esprili bakış açısıyla ekledi “alkolizm üzerine yapılan en kötü program oldu”..

2000’de bir dönem çalıştığı sky kanalı’nın “cumartesi futbolu” programında beckham’ı haksız yere eleştirdiği için tepki topladı, ancak sonraları beckham’ın ingiltere milli takımı’nın kaptanlığı için doğru seçim olduğunu belirtti..

2002’de alkolün zararları hat safhaya ulaştığında ancak karaciğer nakli yapılarak kurtarıldı..

2003 ise en çok eleştirildiği yıllardan biriydi.. açık alanlarda içmeye devam eden, zaman zaman şarap şişeleriyle görülen best, başka nakil bekleyenlerin ve kendisini ölesiye sevenlerin hislerine önem vermediği gerekçesiyle bütün bir yıl derin bir üzüntüyle takip edildi..

2003’in kasım ayında “avrupa’da yılın futbolcusu” ödülünü sattı !..

2003’de karısı alex, bir reality show olan “i’m a celebrity, get me out of here !“a yarışmacı olarak katıldı.. alex programda ilişkileri ile bir çok eleştri ve suçlamada bulundu.. aynı sene 3 ocak’ta bir kez daha alkollü araç kullanmaktan tutuklanan best’in araç kullanması yasaklandı ve ehliyetine 20 ay boyunca el kondu..

bir sonraki sene nisan ayında karısı alex ile boşandılar..

Bir futbol efsanesi olan zaman zaman diego maradona ve pele ile kıyaslanan ve vazgeçemediği alışkanlıkların kurbanı olan “futbolun pop starı” george best 25 kasım cuma, 59 yaşında londra’da hayata gözlerini yumdu..


George Best


Gülten Akın

Yaşamak öyle güzel öyle derin
Bir dostun sıcacık merhabasında
Yürekten gülüşünde
Yaşamak güzel şey
Ellerin sevdiğinin ellerinde
Gözlerinde sevgi dolu bakışlar……



GÜLTEN AKIN

23 Ocak 1933′da Yozgat’ta doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi’nde tamamladı(1951). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955). Eşinin kaymakamlık görevi dolayısıyla Gevaş, Alucra, Gerze, Saray, Kahramanmaraş’ta avukatlık ve yardımcı öğretmenlik yaptı (1959-1973). Türk Dil Kurumu’nda dil uzmanı olarak çalıştı, ayrıca Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliği yaptı.

“Gerek bireyi gerekse toplumsalı dile getirirken, dizelerinde her bir sözcüğün yaslandığı arka planda, halk şiirinin olanaklarını soluk kesen çağdaş bir duyarlılıkla kullanan, kadını insan kılan, insanı insan kılan bir ustalıkla örüyor şiirini Gülten Akın.”

ESERLERİ :

Rüzgâr Saati (1956)
Kestim Kara Saçlarımı (1960)
Sığda (1964)
Kırmızı Karanfil (1971)
Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (1972)
Ağıtlar ve Türküler (1976)
Seyran Destanı (1979)
Seyran (ilk yedi şiir kitabı, 1979)
İlahiler (1983)
Sevda Kalıcıdır (1991)
Seyran (Toplu Şiirler, 1992)
Sonra İşte Yaşlandım (1995)
Toplu Şiirler 1956-1991 (1996)
Sessiz Arka Bahçeler (1998)
Gülten Akın Toplu Şiirler II (2000)
Uzak Bir Kıyıda (2003)
Sevdiğim Yaz Geldi Yine (2003)