3 Şubat 2012 Cuma

Thomas Bernhard - Düzelti

 
Normal bir insanın koni inşa etmek gibi delice bir fikri olamazdı- bugüne kadar hiç inşa edilmemiş bir koniyi inşa etme gibi bir fikri.

Buraya giren düşünmek zorundaydı, sürekli düşünmek koşulu, sürekli düşünmeyen buraya dayanamazdı, bir an bile dayanamazdı.

Artık benim varoluşum diye bir şey yok.

Böylesi bir ülke böylesi bir ülkenin utanmazlıklarına karşı çıkmayan insanlara gereksinim duyar, böyle bir ülkenin ve böylesi bir devletin sorumsuzluklarına karşı çıkmayanlara gereksinim duyar.

Devlet olarak bu daimi sapıklık ve orospuluk…

 
Devletin vatandaşları yalnız ikinci ve üçüncü ve dördüncü, ama her durumda yalnız en son seçeneğe razıdır.

İlk andan itibaren, düşünmenin ilk anlarından itibaren bu ülkeden ve bu devletten kendini kurtarması gerekir.

Vatan denilen bu yerin gerçekte onun için, tıpkı bu vatandan çıkan pek çok başka kişi için de olduğu gibi, hiç bir suçu bulunmadığı halde, sırf burada doğduğu için ömür boyu süren akıl almaz bir ceza olduğu bilinir.

Kimse doğumundan sorumlu değildir.

Bütünüyle politikleşmiş bir dünya ve bu dünyayı hareket ettiren bütünüyle politikleşmiş bir toplumla işimiz. Aslında insan bütünüyle politik bir varlık, nasıl davranırsa davransın ya da ne yaparsa yapsın, hatta bu gerçeği istediği an inkar etsin, fark etmez.
 
Müzik, diyordu sürekli, doğa bilimine ve insanın yapısına en yakın olan sanattır, müzik temelinde işitilir kılınan matematiktir.

Düşündüğümü ve ilerlettiğimi müzik olmadan düşünemem asla ve ilerletemem.

İnsanlar saygı duymak yerine hayranlık duymayı yeğliyorlar ve hayranlıkları kanalıyla sadece zihinleri bulandırıyor ve başkasında kıymetli olanı hayranlıklarıyla berbat ediyorlardı, oysa uygun olan bir saygıyı korumalıydılar.

Anne baba ne olmalıydı, çocuklara yol gösterici.

Bütün dünya en korkunç ve en zevksiz biçimde ve canice bu binalarla tıka basa doldurulduğunda çok geç olacak, o zaman yeryüzü ölecek. Biz yeryüzünün mimarlar tarafından tahrip edilmesi karşısında çaresiziz !

Okul yolunda hep uygun kıyafetler içinde giyinikken yaşam yolunda her zaman uygun kıyafetler içinde giyinik değildik.

İnsanlar sürekli kendilerini öfkelendiren ve tedirgin eden şeylerle karşılaşıp duruyorlar, hem de her zaman huzur bulduklarını sandıkları anda huzursuzlukla karşılaşıyorlar, dengelerini bulduklarını sandıkları zaman tam tersi bir duruma itiliyorlar. Bizde her zaman huzurun yanılsaması var, çünkü içimize huzurun tam girebileceği anda, girebileceği, girebileceği, girebileceği diyorum, yine en büyük huzursuzluk içinde buluyoruz kendimizi.

Huzurlu olmam için bir nedenim yoktu, tersine bu düşünce yüzünden gittikçe daha çok uykum kaçtı.

Herkes bir şekilde çıkış yolu bulamamaya mahkumdur, insan yapısı böyledir.

Her zaman sahip olduğumuzdan fazlasını isteriz, bize uygun olandan daha fazlasını ve bu yüzden de mutsuzuzdur.

Biz kendimiz için algıladığımız her şeyi yani gördüklerimizi ve içimizden geçirdiğimiz her şeyi sürekli anlamlandırmalara ve bilmecelere bağlarsak önünde sonunda deliririz diye düşündüm.

Düştüğümüz huzursuzluk ve her gün düştüğümüz ve bir daha ondan kurtulamadığımız, yaşam boyu kurtulamadığımız huzursuzluk bizi yaşam boyu her şeye karşı hiddetlendiriyor.

İnsanın fikirsizliği onun ölümüdür, diye yazmış Roithamer ve ne kadar çok insan fikirsizdir, onlar var olamazlar.


 
Nefret dışında hiçbir şey bizi ileriye, öne götüremez..

Sürekli ağırlaştırılmış cezayla tehdit edildim, oysa yaşamım zaten yeterince ağır ceza doluydu.

Her şey bizim için faydalıdır, hele en dehşet verici olanın en faydalı oluşu gibi.

Biz birlikte olan, hele de evlenmiş iki insan gördüğümüzde, bu iki insanın nasıl olup da böylesi bir karar verdiklerini ve bu yönde davrandıklarını sorarız, doğalarının söz konusu olduğunu söyleriz kendimize, çoğunlukla bunların zaman içinde birbirlerini öldürecek iki insan haline geldiklerini, bu yüzden yan yana geldiklerini, er geç birbirlerini öldüreceklerini söyleriz………….
…… Birbirlerine karşılıklı işkence edeceklerini, işkence çekecekleri ortak geleceklerini belki de açıklıkla gördüklerini, yine de akılsızlıkla birleştiklerini, evlendiklerini, sonradan akla gelebilecek en mutsuz çocukları dünyaya getirdiklerini, ne yana bakarsak bakalım bunun kanıtını görüyoruz….
…. Birleşiyor, evliliğe kalkışıyor, kendi mahvoluşlarına dalıyor, adım adım akla gelebilecek en dehşetli duruma, evlilik mahvoluşuna, ki bu düşünce ve duyguların
 Ve gövdenin mahvoluşu demektir, her yerde görebiliyoruz.

Doğa insanları yan yana getiren, onları şiddetle çarpıştıran en anlaşılmaz şeydir, bu insanlar bütün araçlarla birbirlerini mahvetsin, öldürsün, dibe çökertsin, yok etsin diye..

Bugünün eğilimi başka, doğa başkadır.

Biz sürekli düzeltiriz ve kendimizi düzeltiriz ve de en büyük acımasızlıkla, çünkü her an her şeyi yanlış yaptığımızı kavrarız, yanlış kavradığımızı, nasıl da yanlış davrandığımızı, o zamana kadar her şeyin bir yanlışlık olduğunu, bu yüzden bu yanlışlığı düzeltiriz ve bu yanlışlığın düzeltisini de düzeltiriz …
 
Gece en büyük açıklık, kafanın kuraldışı durumu…

İnsanların basitliği her an birden bire usandırıcı olur, alçaklıkları, zevksizlikleri, kabalıkları, hainlikleri…

Her fikir olabilecek en büyük rahatsızlığı taşır.

Çevre saygı sahtekarlığı gösterir ve dünyadaki fikirleri mahvetmek için her şeyi yapar… Böylece biz ne tarafa bakarsak bakalım dünyada mahvedilmiş fikirler görürüz.
 
Gittiğimiz okullar üzerimizde yalnızca mahvedici bir etki yaptı, beni bunalıma soktular, gittiğim, girmek zorunda olduğum tüm okullar beni aşağıladı.

Okullarda hep eski kokuşmuş konulara çalışılır ve öğrenen, eğitim alan kişinin düşüncesini ve ruhunu ısrarla mahveder, biz  okullarda artık umutsuzluklarından kurtulamayan umutsuz insanlara dönüştürülürüz.

Biz bir okula sadece mahvedilmek için gideriz, okullar devasa mahvetme kurumlarıdır, orada yardım arayanlar mahvedilir….Okullar, insanı bozma kurumları…

2 Şubat 2012 Perşembe

Kitleler Psikolojisi - Gustave Le Bon

Düşünmeğe ve muhakeme etmeğe pek az kabiliyetli oldukları halde kitleler, fiil ve harekete pek kabiliyetli görünmemektedirler.

Kalabalıklar yalnız yıkıcı kuvvete sahiptirler. Bunların üstünlüğü ve hakimiyetleri her vakit bir kargaşalık ve düzensizlik ifade eder.

Bir medeniyetin yapısı çürüyünce, kitleler onun yıkılmasını çabuklaştırır.

Kitle(kalabalık, yığın) kelimesi, basit ve alelade manasıyla, milliyetleri, cinsiyetleri ve kendilerini bir araya toplayan tesadüf her ne olursa olsun, rasgele bir fertler topluluğunu ifade eder.

Psikolojik bakımdan ise kitle tabiri büsbütün başka bir manada kullanılır. Bazı muayyen hallerde ve yalnız bu hallerde bir insanlar topluluğu, onu vücuda getiren ayrı ayrı fertlerin malik oldukları karakterlerden çok farklı yeni karakterlere sahip olur.

Birbirinden ayrı binlerce kişi, günün birinde bazı şiddetli heyecanların, mesela bir milli vakanın tesiriyle bir araya gelerek psikolojik bir kitle meydana getirebilirler.

  
Kitleyi meydana getiren fertler kimler olursa olsun; yaşama tarzları, işgüçleri, karakterleri yahut zekaları ister benzer, ister ayrı olsun, kalabalık haline gelmiş olmaları onlara bir nevi kolektif ruh aşılar. Bu ruh onları, her biri tek başına, ayrı ayrı bulundukları halde duyacaklarından, düşüneceklerinden ve yapacaklarından tamamıyla başka hissettirir, düşündürür ve yaptırır.


Her günkü fiillerimizin bir çoğu, anlatamadığımız gizli Saiklerin eseridir.

Irkın ruhunu teşkil eden şuuraltı unsurların tesiriyledir ki, bir ırkın bütün fertleri birbirlerine benzerler. Bu ırkın fertlerini birbirinden ayırt ettiren şey terbiyenin ve istisnai bir ırsiyetin eseri olan, şuurlu amillerdir.

Meşhur bir matematikçi ile kunduracı arasında entelektüel nisbet bir uçurum bulunabilir, fakat seciye ve inançlar bakımından fark ya hiç yoktur, veya pek azdır.

Kitleler, zekayı değil, vasat şeyleri bir araya toplarlar. Çoğu defa tekrar olunduğu gibi elalem Voltaire’den daha fazla zeka sahini değildir.

Fert, şahsi menfaatini topluluğun menfaatine kolayca feda eder. Bu fedakarlık hali aslında insanın tabiatına muhalif olmakla beraber ancak bir kitleye dahil bulundukça meydana çıkan bir fenomendir.

Bir kitleye mensup olması yüzünden insan, medeniyet merdiveninden bir çok basamak aşağı iner.

Kitleler kolaylıkla cellat, fakat aynı kolaylıkla ulvi bir dava uğrunda şehit olabilirler.

Cahil ve alim, bir kere kitle içinde bulununca vakaları objektif olarak müşahede etmek bakımından aynı kabiliyet seviyesine inerler. Zihni bakımdan yüksek seviyede olmanın ehemmiyeti yoktur.

  
 
Kitlelere hitap etmek aşağı derecedeki sanatlardan biridir, fakat tamamen hususi kabiliyet ve istidatlar ister.

Kitlelerdeki mübalağacılığın hiçbir suretle zekaya değil, hislere ait olduğunu ilaveye hacet yoktur.

Pek az anladıkları ve fikirler için kendilerini kahramanca ölüme teslim etmiş olan kalabalıklar ne kadar çoktur.
Grevler yapan kitleler ücretlerinin arttırılmasından daha ziyade bir patrona itaat etmek için bunları yapar.

Eğer kitleler çoğu defa akıl ve muhakeme ile hareket etseydiler ve yalnız kendi menfaatlerini düşünseydiler arz küresi üzerinde hiçbir medeniyet gelişemez ve insanlığın tarihi olamazdı

Görünüşler ve gösterişler tarihte gerçeklerden daha fazla bir rol oynamıştır. Gerçek olmayan gerçek olana üstün gelmiştir.

Akla karşı olan sonsuz savalarında, hisler hiçbir zaman yenilmemiştir.

Kavimlerin kederini hükümetler değil, kendi karakterleri tayin eder.

Bir memleketin gençliğine verilen eğitim tarzı o memleketin kaderini önceden görmeye yardım eder.

Kelimelerin kudreti zihinlerde uyandırdıkları ve gerçek manalarından apayrı hayallerden gelir.

Kelimelerin kudreti o kadar büyüktür ki, en iğrenç şeyleri kabul ettirmek için iyi seçilmiş kelimeler maksadı temin eder.

Kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır.

İhtiyarlığın önünde her şey, irade bile söner…

İddia ve mücadele hayatla mücadele edebilmek için en kuvvetli vasıtalardır.
  

 
Hayvanlar gibi insanlar da yaratılıştan taklitçidir. Taklit, insan için bir ihtiyaçtır, şu şartla ki, taklit kolay olsun, mesela modanın yayılması bu ihtiyaçtandır.

Kitleler delil ve ispatlarla değil, modellerle sevk olurlar.

Tarih ve hususiyle edebiyat ve güzel sanatlar tarihi, kimsenin kontrol etmeğe yeltenmediği aynı fikirlerin tekrarı olduklarından nihayet herkes mektepte öğrendiğini tekrar eder durur.

Medeniyet unsurlarını değiştirmeye değiştirmeye mecbur olmaksızın inançlarını değiştirmek henüz hiçbir kavme nasip olmamıştır.

Merkeziyetçi bir cumhuriyet kıyafet değiştirmiş bir monarşidir.

Bir ideali takip ederek barbarlıktan medeniyete geçmek, sonra bu ideal kuvvetini kaybedince çözülmek ve ölmek. İşte bir kavmin hayat çemberi bundan ibarettir.




Gustave Le Bon
KİTLELER PSİKOLOJİSİ
1979 YAĞMUR YAYINEVİ - İSTANBUL


1 Şubat 2012 Çarşamba

GECENİN SOĞUK CADDELERİNDE - FURUĞ FERRUHZAD



Pişman değilim
Düşünürken yenilgiyi, o acı yenilgiyi
Çünkü ölüm tepsinin doruğunda
Öptüm yazgımın çarmıhını
Gecenin soğuk caddelerinde
Hep tedirgin ayrılıyor çiftler
Birbirlerinden
Bir tek fısıltı duyuluyor : hoşça kal! Hoşça kal!
Gecenin soğuk caddelerinde

Pişman değilim
Zamanın ötesinde akıp gidiyor benim yüreğim
Yaşam yeniden doğuracak onu
Yeniden yaşatacak beni rüzgârların
Göllerinde yüzen haberci gülü

Bak, görüyor musun
Nasıl çatlıyor tenim
Süt nasıl oluşuyor mavi damarlarında soğuk memelerimin
Nasıl filizlenmeye
Başlıyor kan
O çok sabırlı çizgisinde belimin?

Ben senim
Seven
Ve kendi içinde olan kimse o
Belli belirsiz bir bağlantı buluyor birden
Binlerce garip ve belirsiz şeyle
Koyu isteğiyim ben toprağın
Yeşersin diye uçsuz bozkırlar
Kendine çeken bütün suları

Uzaklardan gelen sesimi dinle benim
Gör beni koyu sisinde sabah dualarının
Ve aynaların dinginliğinde

Bak, gene de nasıl dokunabiliyorum
Kalıntısıyla ellerimin karanlık düşlerin dibine
Nasıl bir dövme yapabiliyorum yüreğime kan lekesi gibi
Suçsuz mutluluklarından yaşamın?

Pişman değilim
Benden konuş ey sevgilim bir başka benle
Gecenin soğuk caddelerinde
Gene aşk dolu gözlerini gördüğün
Benden!
Ve hatırla beni, kederle öperken o
Gözlerinin altındaki çizgileri…

FURUĞ FERRUHZAD 
‘SONSUZ GÜNBATIMI..’ , FURUĞ FERRUHZAD, Farsçadan Çevirenler : ONAT KUTLAR, CELAL HOSROVŞAHİ, ADA Yayınlar, Şubat 1989, 61 Sayfa