11 Şubat 2015 Çarşamba

Modern Çağın Bunalımı - Rene Guenon



Çapımızın ne durumda olduğunu anlamak için basını izlemek, TV haberlerini dinlemek, karınca yuvaları gibi insanların üst üste yığıldıklarını görmek, yollar ve sanayi kuruluşlarıyla doğanın katledilmesine tanık olmak, pis kokuya ve tırların saldırısına uğramak, ister evde ister dışarıda olsun gürültüye ve tek yönlü haber iletimine maruz kalmak, sadece “terör”ün hüküm sürdüğünü görmek, ferdi yada toplu cinayetleri duymak, insanın mahremiyetinin iğfal edildiğine, psişik robotlaştırmaların yapıldığına şahit olmak, evet çağımızın ne durumda olduğunu anlamak için bunlar yeterlidir.
Mahmut Kanık

Gerçek bilgiye ulaşmak isteyenler onu tekrar bulmak zorundadırlar.  S.37

Bir şeyin gerçekleşmesi, ileri geldiği ilkeden gittikçe artan bir hızla uzaklaştırmasını gerektirir. S.38

“Felsefe” sözcüğü haddizatında çok doğru bir anlamda anlaşılabilir, kuşkusuz ilkel anlamıyla; eğer iddia edildiği gibi özellikle onu ilk kullananın Pisagor olduğu doğruysa… Etimolojik anlamıyla “hikmet aşkı”ndan başka bir anlam ifade etmez. Öyleyse her şeyden önce felsefe, hikmete ulaşmak için önceden çözülmesi gereken bir durumu belirtir.  S.44

Artık geriye sadece “din dışı” felsefe ve “din dışı” bilim, yani gerçek entelektüalitenin inkarı, bilginin en alt düzeyde sınırlandırılması, hiçbir ilkeye bağlı olmayan olayların ampirik ve analitik incelenmesi, bir yığın anlamsız ve belirsiz ayrıntılar içinde dağılma, durmadan birbirlerini çürüten asılsız varsayımların ve modern uygarlığın mevcut tek üstünlüğünü oluşturan pratik uygulamalar dışında hiçbir sonuca götürmeyen eksik görüşlerin birikimi kalmıştır. S.48

Rönesans’la birlikte ün kazanan ve modern uygarlığın tüm programını önceden özetleyebilen bir kelime vardır: “Hümanizm”. Gerçekten de her şeyi insancıl boyutlara indirgemek, üst düzeydeki ilkeleri hesaba katmamak, simgesel olarak ifade edilirse, yeryüzünü fethetmek bahanesiyle gökyüzünden yüz çevirmek söz konusuydu. S. 49

“Hümanizm” çağdaş “laisizm”in ilk şekliydi. S.49

İnsan tabiatı daima tatmin olabileceğinden daha fazla suni ihtiyaçlar yaratır. S.49

Her alanda bir düzensizlik ve bir bunalım hüküm sürmektedir. Eskiden görülmüş olan bunalımların sınırını aşan bir noktaya gelmiştir. Şimdiyse Batı’dan başlayarak bütün dünyayı istila edecek gibi gözükmektedir. S.50

Hindistan’ın kutsal kitaplarınca bildirilen “kastların karışacağı, ailenin bile artık olmayacağı” o korkunç döneme gelmedik mi? Bu durumun gerçekten dünyanın bugünkü durumu olduğunu anlamak, her yerde İncil’in “umutsuzluk belası” dediği derin düşkünlüğü görüp saptamak için, insanın çevresine şöyle bir bakması yeterlidir. S. 50

Madde ötesinde hiçbir şey görmeyecek kadar maddeye dalan ve maddeden daha çok yararlanmak istedikçe maddenin esiri olan insanlar… s. 53

Farklılık kesinlikle karşıtlık demek değildir. S. 53

İşte modern çağın en çok göze çarpan özelliği de budur: Ardı arkası kesilmeyen bir telaş, sürekli değişim ve bizzat olayların kendisiyle birlikte sürüklendiği, durmadan artan hız gereksinimleri… Bu çokluk içinde dağılmadır. Öyle bir çokluk ki, artık hiçbir üstün ilke bilinciyle birleşemez. S. 73

Madde, özü itibariyle çokluk ve bölünme demektir. Bu nedenle sırası gelmişken, ondan doğan her şeyin, bireyler arasında olduğu kadar toplumlar arasında da sadece kavgalara ve her türlü anlaşmazlıklara yol açabileceğini söyleyelim. S.73

Descartes’tan önce “akılcılık” yoktu. s.77

Aristo için fizik, metafiziğe göre “tali”dir, yani fizik metafiziğe bağlıdır. S.83

Doğru bir düşünce “yeni” olamaz, çünkü hakikat insan aklının bir ürünü değildir. Hakikat bizden bağımsız olarak vardır ve biz onu sadece bilmek ve tanımak zorundayız. Bu bilgi dışında ancak yanlış olabilir. Ama, aslında modernler acaba gerçekten hakikat kaygısı çekiyorlar mı ve hatta hakikatin ne olduğunu biliyorlar mı? S. 97

İnsan kendisini içtenlikle “dindar” sanabilir ve aslında hiç de öyle olmayabilir; ya da gerçek geleneksel düşünce konusunda en küçük bir bilgiye sahip olmadığı halde, kendisinin “gelenekçi” olduğunu söyleyebilir;  bu da çağımızın zihinsel düzensizliğinin belirtilerinden biridir. Belirttiğimiz ruh hali, her şeyden önce, eğer ifade yerindeyse, dini “küçültüp önemsiz gibi göstermek” ten, onu kıyıya atılmış bir şey haline getirmekten, ona çok sınırlı ve mümkün olduğu kadar dar bir yer vermekle yetinmekten, onu hayatın diğer geri kalan kısmı üzerinde hiçbir gerçek etkisi olmayan ve bir tür su geçirmez bir bölmeyle hayattan soyutlayan bir şey haline getirmekten ibarettir. S.107

Çoklarına göre din, bir “görenek” demesek de, basit olarak bir “uygulama” ve alışkanlık işidir. Onlar dinle ilgili ne olursa olsun, onu anlamaya çalışmaktan özenle kaçınırlar ve hatta bazıları dini anlamanın yararsız olduğunu veya belki de dinle anlaşılacak bir şey olmadığını düşünürler. S. 108

Şimdilerde din, artık “ahlakçılık” tan başka bir şey değildir ya da en azından öyle gözüküyor ki hiç kimse dinin gerçekten ne olduğunu bilmek istemiyor; oysa ki din apayrı bir şeydir.  S. 108

“Din dışı” çevreler rahat rahat, kutsal şeyleri tartışmakta, onların niteliğine hatta var oluşuna bile itiraz etmektedir. Bu, astın üstü yargılaması, bilgisizliğin bilgelik önüne engeller koyması, yanlışın hakikate üstün gelmesi, bireyin kendisini her şeyin ölçüsü yapması ve tamamen kendi nispi ve yanılabilir aklından çıkardığı yasaları evrene zorla benimsetmeye çalışmasıdır. S. 111

Modern Batı, insanların daha az çalışmayı ve yaşamak için az şeyle yetinmeyi tercih etmelerini hoş karşılamıyor. Sadece nicelik önemli olduğundan ve duyular alanına girmeyen zaten yok sayıldığından, hareket etmeyenlerin ve maddi olarak bir şeyler üretmeyenlerin ancak “tembel” olabileceği sanılmaktadır; bu konuda, Doğu toplumları üzerine günümüzde yöneltilen değerlendirmelerden söz etmesek bile, sadece tefekküre önem veren tarikatların, sözüm ona dini çevrelerde bile, nasıl yargılandığına dönüp bakmak gerekecektir. S. 143

Modern uygarlık suni ihtiyaçların artmasını amaçlar. Daha önce yukarıda da söylediğimiz gibi, sürekli olarak doyurabileceğinden daha çok ihtiyaç yaratacaktır; çünkü insan kendini bir kez bu yola kaptırdı mı, artık o yolda durması çok güçtür ve hatta belirli bir noktada durması için hiçbir neden de yoktur. İnsanlar,  asla düşünmedikleri ve hiçbir zaman akıllarına bile getirmedikleri bu tür şeyler yokken, bunlardan yoksun oldukları için hiçbir ıstırap duymazlardı. Şimdi ise, bu tür şeyler onlarda eksik olursa zorunlu olarak acı çekmektedirler; çünkü onları zorunluymuş gibi görmeye alışırlar; böylece onlar gerçekten kendilerine zorunlu oldu. Bu yüzden bütün imkanlarıyla, kendilerine maddi doyumların tümünü sağlayacak şeyleri edinmeye çalışıyorlar; tatmin olabilecekleri tek doyum maddi doyumlardır: Sadece “para kazanmak” söz konusudur, çünkü eşya edinmek ancak parayla mümkündür; insan ne kadar çok paraya sahip olursa, o kadar çok eşya edinmek ister, çünkü durmadan kendine yeni ihtiyaçlar bulur. Böylece bu ihtiras bütün hayatın biricik gayesi olur. Bazı “evrimciler” in “hayat kavgası” veya “geçim derdi” adı altında bilimsel yasa saygınlığına yükselttikleri vahşi rekabet buradan kaynaklanmaktadır. Bunun mantıksal sonucu ise, kelimenin en dar anlamıyla, sadece en kuvvetlilerin var olmaya hak kazanmış olmalarıdır. Zengin olmayanların zenginlere karşı gıpta ve nefret etmelerinin temel nedeni budur. S. 144 – 145

Modern düşünce Hıristiyanlığa karşıdır, çünkü öz itibariyle dine karşıdır. S. 147


Kitap için müzik

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder