3 Ekim 2015 Cumartesi

Dikizleme Günlüğü



2008, çok fazla derinden hissetmediğimiz için öyle olağanüstü kutlamalara ihtiyaç duymadan girdiğimiz yeni bir çağın başlangıcıydı: Dikizleme Kültürü Çağı s. 7

“Terör” ile mücadele adı altında başlatılan “savaş”ları, küresel ısınmayı yadsınamaz kılan görüntüleri ve ünlülerin hayatlarına ilişkin en mahrem detayları izlerken; farkına varmasak da hayata karışma, alışveriş etme, oyun oynama, randevulaşma, flörtleşme ve bilgiye ulaşma biçimlerimiz sürekli değişiyor. S. 8-9

“Dikizleme” dediğimiz şey tam da böyle çalışıyor: Daha işin başında, size iyi zaman geçirmeyi vaat ediyor, söyleyemediklerinizi dışa vurmanızı kolaylaştırıyor, hayal bile edemediğiniz şeyleri yapmanızı sağlıyor. Kendinizi kaptırıyorsunuz ve üzerinde çok daha fazla düşünmeden, normal bir ortamda uygunsuz bulacağınız bulacağınız davranışları benimsiyorsunuz.  S. 10

Karşı tarafta kim var, neden sevdiğimiz insanların fotoğraflarını teşhir ediyoruz, ne diye durup dururken sağlık problemlerimizi bütün detaylarıyla yazıyoruz, en beğendiğimiz on komedi filmini alt alta sıralamamızın gerisinde yatan gerekçe ne? S. 10

Eğer dikizlemenin neye benzediğini ya da ne hissettirdiğini merak ediyorsanız, kitabı bir kenara bırakıp televizyonu açık! Sakın yapmayın lütfen! Okumaya devam edin, televizyonu daha sonra da izlersiniz.  Yüzlerce televizyon programı var zaten. Bunlar arasında pek çoğunun “Dikizleme Kültürü”ne adandığına göreceksiniz. Eğlence programları, yetenek yarışmaları, yemek programları, sitcomlar,  polisiye programlar,macera programları, izdivaç programları, dekorasyon programları, pembe diziler, spor programları….. s. 11

Birkaç saatini arkadaşının ve arkadaşının arkadaşlarının profil fotoğraflarını inceleyerek harcayan herkes dikizlemenin ne olduğunu gayet iyi bilir. Dikizlemek, herkes hakkında her şeyi bilme ve öğrenme arzusudur. Bir arzuyu tatmin karşısında, herkesin sizin hakkınızdaki her şeyi öğrenmesine de izin vermiş olursunuz. S. 15

İtiraf etmekte zorlansak bile, aslında tanıdığımız kişiler yerine, tanımadıklarımızla paylaşmayı amaçlıyoruz! Bütün bu hazırlıkları “herkes” için yapıyoruz, bütün o malzemeleri oraya “herkes” görebilsin diye koyuyoruz. S. 18

Modern insan önüne çıkan her şeyi yutan bir elektrik süpürgesi gibidir. Bu insanın nasıl biri olacağını izledikleri belirler. Televizyon zaten bu işlevi görür. Artık okumanıza da gerek yok. Kitaplar çöpe, televizyon kalsın! İşte bu yüzden insanlar, insandan çok plastiğe benziyor; tıka basa doydular ve böylece inşa edilmeleri tamamlandı. Tıka basa doysun diye önüne konulanları iade eden insanın ise cevher sahibi olduğu düşünülebilir. S. 31 Andy Warhol, 1966

Neden yediden yetmişe yüzlerce insan çevrimiçi dünyada ilgi çekmeye çalışıyor? Akla gelen ilk cevap, dikkatleri üzerlerinde toplamaktan hoşlanmaları olsa gerek. Bu kolay cevabın doğruluğu şüphe götürmez elbette ama biraz daha derine inince fark ediyorsunuz ki bu insanların istediği süper star falan olmak değil. Sadece, toplumun artık doyuramadığı birtakım ihtiyaçlarını tatmin etmeye çalışıyorlar. S.37


“Dikizleme Kültürü” “insanlığını yitirmiş insanlık” sorununa bulunmuş çarpık bir çözüm. Kendimizi izlenir kıldığımızda, insanların bizimle ilgili yorum yapmasını sağladığımızda, belki ironik ama birey olduğumuzun bilincine varıyoruz. Dikizlenecek, ne kadar özel ve ne kadar farklı olduğumuzu başkalarına göstermek istiyoruz. Bu aynı zamanda, son derece sıradan ve normal insanlar olduğumuz anlamına geliyor; çünkü herkes gibi bizim de bir başkasına ihtiyacımız var. S. 38

Neticede esas sapıklık, bilgi diye sunulan bu saçmalıklar değil; insanların bu sapıklıklara ilgi göstermesi. İnsanlar bu haliyle koyuna benzemiyor mu? Yani bu bilgilerin saçmalığından ziyade, bu bilgilere karşı gösterdiğimiz iştah bizi koyun yapıyor. “Sistem” bizi teker teker sayıp hizaya sokuyor ve etiketliyor. S. 39

Striptiz Kültürü adlı kitabın yazarı olan ve ayrıca İngilizlerin bulvar gazetelerine, realiti şovlara ve kapalı devre televizyonlara merakını yakından takip eden Glasgowlu Prof. Brian McNair, bana bir keresinde, gizli kameraların ve “Dikizleme Kültürü”nün yaygınlaşmasının iyi bir şey olabileceğini söylemişti: “Artık hepimiz daha eşitiz. Daha da fazlası, artık birbirimizi daha iyi anlıyor, birbirimizi dışlamıyoruz. Eşcinsel ya da heteroseksüel, orta sınıf ya da zengin; herkes birbirinin dünyasına aşina.( Biri bizi gözetliyor) isimli televizyon programı, sıradan kişileri popüler yapıyor.ç Şimdi de (Yıldızları Gözetliyoruz) başladı. Bu programda da popüler insanlar sıradanlaşıyor. Demek ki toplumda bir demokratikleşme söz konusu. Bunun sağlıklı bir gidiş olduğunu söyleyebiliriz. S. 40


Jean Twenge: Bugünün gençleri, önceki kuşaklara göre kendilerini çok daha fazla önemsiyor.  S. 40

Jake Halpern, Şöhret Bağımlılığı adlı kitabında, gençlerin yüzde 31’inin bir gün meşhur olacağına inandığını gözler önüne seriyor. Yine aynı kitaba göre, gençlerin yüzde 80’i de kendilerinin “çok önemli” olduklarını düşünüyor. (Eğitimciler, 1950’lerde yapılan benzer bir araştırmada, çocukların sadece yüzde 12’sinin –ne facia ama!- kendilerini “biraz önemli” bulduğunu ortaya çıkarmıştı.)s. 41

John Suler: “ İnsanlar bilgisayarın başına geçtiklerinde, dünyanın herhangi bir yerinden yazdıklarının okunabileceğini biliyor; fakat yazmaya başladıktan sonra, yüzyüze ilişkilerde olduğu gibi doğrudan tepki almıyorsun. Bu da kendini sansürlemeni engelliyor. Böylece bakış açın değişiyor. S. 42

Sanal dünya insana söz hakkı veriyor. Düşündükleri ve hissettikleri her şeyi paylaşma şansı tanıyor. Bu da onu inanılmaz derecede güçlü kılıyor. S. 42

Dikizleme kültürünün bir parçası haline getiren iki temel sebep var: Birincisi, bir ruhun başka bir ruha ulaşma ve hayatın anlamını paylaşma çabası. Diğeri ise popüler kültürün bize enjekte ettiği ilgi çekme ve farkına varılma arzusu.  Twenge: “Düşündüğüm, hissettiğim ve yaptığım her şey, başka insanların düşündükleri, hissettikleri ve yaptıkları kadar kıymetli.” Diyerek bir bakış açısı geliştiriyor. Hepimiz aynı derecede ilgi çekiciyiz; hepimizde aynı tavsiyede bulunma, dert paylaşma, kafa dağıtma, eşlik etme ve eğlence potansiyeli var. Bu yüzden de hepimizin hayatı izlemeye değer. Başka bir deyişle hepimizin hayatı para eder. S. 42

Günde altı saat televizyon izleyenler gayet iyi bilir, bir televizyon dizisi izlemekle, bir insanın hayatını bilgisayarın başına geçip izlemek arasında fark yoktur.  Her iki durumda da kendi hayatınıza ara vererek, başka insanların nasıl yaşadığını gözlüyorsunuz. S. 46

Yirmi yıldır insanlara durmadan, ‘Ünlü olabilirsin’ diyoruz. Şu an olup biten her şey, insanlara verdiğimiz bu umudun doğal bir yansıması. S. 48

Bir Teksaslı, mahkemeye başvurarak ismini “NoktaComAdam” olarak deştirmiş ve böylece yeni milenyum neye benzeyeceğini ortaya koymuştu. “NoktaComAdam” 2000 yılında geçirdiği her anı webcam ile internette yayınladı: Kadınlarla internette flörtleştiği anlar ve taşrada taşındığı evi dekore edişi de dahil. Üstelik o eve taşınmasının nedeni, izleyicilerine biraz daha heyecan yaşamaktan başka bir şey değildi. S. 48

Önce yıldızlar vardı, sonra onların yerini ünlüler aldı; şimdi ise her an, her yerde karşımıza çıkan “amatör” ünlüler mevcut. Bu tersten gelişim, kitle iletişim araçlarına erişimin kaybolmasına bağlanabilir. S. 63

Kitle iletişim araçlarının yarattığı bilgi kirliliği içinde eriyor ve genellikle bilinçsiz bir biçimde kendimizi metalaştırıyoruz; ama toplum gözlerinin önünde olup biten bu değişimin farkında ve bu nedenle tedirgin oluyor. S. 69

John Langley: “ Yirmi yıl önce program çekmek çok zordu; ama artık insanların yüzde 90’ı sözleşmeyi hemen imzalıyor. Yeni kültür insanlara televizyona çıkma arzusu aşılıyor; hatta konu suç işlemek dahi olsa bile.” 112

Sam Breton ve Reuben Cohen adlı akademisyenler, “Realiti şovların yapım tekniğinin, artık işlence yöntemleriyle büyük benzerlikler taşıdığını”  söylemekte. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 5’inci maddesi: Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez. Fear Factor, Survivor gibi programlara ne demeli? Bu şovlarda katılımcıların hapis hayatına, açlığa ve onur kırıcı koşullara tahammül etmesi beklenmiyor muydu? S. 127

İnsanların hayat hikayelerini metalaştıran endüstri… s.134
Gerçek hayatta photosoh yoktur! S.144

İnsanların bir sırrı olmasının cazibesi kaybolmaya yüz tuttu, sır sahibi insanların modası geçiyor. Neden sırlarınızı isteyesiniz ki? Üstelik onlar sayesinde para kazanıp ilgi çekebilecekken, arkadaş edinip gruplara katılabilecekken? S. 145

Biz sırlarımızı açığa vuracak, çitileyip kurumaya asacak bir mecra istiyoruz. Kitli çamaşırlarımızı yıkamalı ve herkesin görebileceği bir yere asmalıyız. Dedikodu evrenseldir. S. 145

Neden paylaşım siteleri ilgimizi çekiyor? Neden bu bize eğlenceli geliyor? Neden kurgusal, sanal eğlence normalleşti ve ilgi çekmeye başladı? Ama bu bakış açısı yanlış. İnsanlar artık bu dünyanın bir parçası ve bu dünya gerçek.” S.145

Dikizleme bağımlılık yapar ve bir kez başladığınızda durmak, neredeyse imkansızdır; çünkü size (ya da başkalarına) özel anları, “kamuya duyurulur” formuna soktuğunuzu bir noktadan sonra unutuyorsunuz. S. 149

Ortalama bir insan, Durbar’ın ve diğerlerinin de söylediği üzere, üç aşağı beş yukarı 150 kişilik bir “topluluğun” içinde yaşar; yani bizi tam manasıyla tanıyan 150 insan vardır. 162

İnsanları birbirine bağlayan dedikodu, utanç duygusu ve bilinme arzusuydu. Bir araştırmacı, gündelik konuşmaları mercek altına alınca gördü ki diyaloglarımızın yüzde 80 veya 90’ı “o an içinde bulunduğumuz sosyal dünya ve tanıdığımız insanlara ilişkindi.” Ağzımızı açıyorsak, başka insanlardan bahsetmek için açıyorduk. Büyük düşüncelerimiz varsa eğer, bunlar da daha iyi sosyalleşebilmeye, dostumuzu düşmanımızdan ayırt edebilmeye, kim bizden kim değil anlayabilmeye yönelikti. S. 163

Modern zamanda aynı anda birbirinden garklı birçok hayat birden yaşıyoruz. Ofiste başka, okulda başka, ailemizin yanında ve toplumun kimi diğer bireylerinin yanında başkayızdır. Asıl amacımız, bizi diğer herkes gibi yapan sıradan hayatımızdan sıyrılmaktan başka bir şey değildir. S. 165

Herkes şekil değiştirirken güvenebileceğimiz kim kalmıştır? Dikizlemenin hayatımızın bir parçası haline gelmesinin sebebi, koloniler halinde yaşarken benliğimizi saran uyum farkındalığa duyduğumuz özlemden başka nedir ki? 165

Bizim toplumumuz izleyicilerden değil, röntgencilerden oluşuyor… zaten biz de bir amfi tiyatroda ya da sahnede değil, tek bakışta her şeyi görebildiğimiz bir makinenin içindeyiz. Bu makinenin gücü hayatımızın her alanına işledi. Bu mekanizmanın parçası olduğumuzdan beri biz de bu gücü taşıyoruz.  (Hapishanenin Doğuşu, Michel Faucault) s. 171

Haberlerden sonra yayınlanan diziler, sokakların psikopatlarla dolu olduğuna ilişkin algımızı güçlendiriyor. S. 207


 



 Dikizleme Günlüğü,  Nal Niedzviecki, Ayrıntı Yayınları, 2010





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder