6 Haziran 2016 Pazartesi

Küreselleşme ve Kültür

Küreselleşme ve Kültür
Modern kültürün merkezinde küreselleşme, küreselleşmenin merkezinde de kültürel pratikler yatar. S. 11
Karmaşık bağlantılılık: Küreselleşmenin modern yaşamı karakterize eden, hızla gelişen ve giderek yoğunlaşan karşılıklı bağlar ve bağımlılıklar ağına işaret eder. S. 12
Küreselleşme, yalın toplumsal gerçekleri oldukça aşan spekülasyonlar, varsayımlar, güçlü toplumsal imgeler ve metaforlar üretme kapasitesiyle olağanüstü doğurgan bir kavramdır. S. 13
Küreselleşmiş bir dünyada İspanya’daki insanlar Meksika’dakilerden hala 8800 kilometre uzakta olmaya devam ederler. Tıpkı XVI. Yüzyıldaki İspanyol fatihlerin de Meksikalılar’dan geniş, ıssız ve tehlikelerle dolu bir deniz parçasıyla ayrılmış olması gibi. Bağlantılılık kavramıyla anlatmak istediğim, artık bu uzaklığı farklı şekillerde yaşadığımızdır. Artık bu uzaklık bizim için ya iletişim teknolojisi veya kitle iletişim araçları yoluyla temsilen, ya da transatlantik uçak yolculuğuyla, yani kısa bir zaman harcanması yoluyla fiziksel olarak kolayca aşılabilir gelmektedir. Yani Meksiko City artık Madrid’den 8800 kilometre uzakta değil, on bir saat uçuş uzaklığındadır. S. 15
Küreselleşmeyi kavramak, küçülme kararı sonucu bir insanın nasıl işsizlikle karşı karşıya kaldığını, bugün süper marketlerde bulabildiğimiz yiyeceklerin yemek endüstrisinin küresel ekonomisi ile kozmopolit damak tadı arasındaki karmaşık etkileşim nedeniyle yirmi yıl öncesinin yiyeceklerinden ne kadar farklı olduğunu ya da küreselleşen medyanın gündelik hayatımıza girmesiyle bir kültüre dair (evde olma) duygumuzun nasıl fark edilmeden dönüştüğünü anlamak demektir. S. 22
Karmaşık bağlantılılığın olduğu bir dünyada milyonlarca insanın sayısız gündelik eylemleriyle, uzakta yaşayan ve tanımadıkları ötekilerin kaderini, hatta gezegenin muhtemel kaderini birbirine bağlamaktadır. S. 43
Hemen hemen tüm dünya aynıdır, birörnek bir biçimde döşenmiştir, yemekler “uluslararası mutfaktan”dır, duty-free mağazalarında bildiğimiz uluslararası markaların ürünleri satıştadır. Küresel markalardan ve kitle kültürü ikonlarından verilen örnekler artık gerçekten birer klişe olmuşlardır. –Coke, McDonald, Calvin Klein, Microsoft, Levis, Dallas, IBM, Michael Jackson, Nike, CNN, Schartzenegger. Hatta bunların bazıları batı kültürel hegemonyasında eş anlamlı olarak kullanılmaya başlamıştır: “McDünya”, “Coca-kolonizasyon”, “McDonaldlaştırma”, “McDisneyleştirme”. S. 118
Kültürel/coğrafi bölgeler arası hareketler, daima yorum, tercüme, mutasyon, uyarlama ve “yerelleşme” içerir; çünkü alıcı kültür diyalektik bir usulle, “kültürel ithaller” üzerinde kendi kültürel kaynakları üzerinden bağlantı kurar. S. 119
Coca-Cola dahil hiçbir ithal nesnenin, melezleşmeye karşı bağışıklığı yoktur. Aslında, Coca-Cola, sık sık üreticinin tahayyül ettiğinden daha farklı özgün kültürler içinde anlamlarla ve kullanımlarla ilişkilendirilmektedir. Bunlara örnek verecek olursak, Coca-Cola kırışıklıkları giderebilir(Rusya), ölü bir insanı yaşama döndürebilir(Haiti), bakırı gümüşe çevirebilir(Barbados)… Coca-Cola bundan başka içeceklerle, örneğin Karayipler’de Cuba Libre yapmak için romla, Bolivya’da ise Ponche Negro yapmak için aguadiente ile karıştırmak suretiyle yerelleştirilmektedir. Son olarak Coca-Cola birçok yerde “yerli bir ürün” olarak algılanmaktadır; yani bu içeceğin Amerika Birleşik Devletleri’nde değil de kendi ülkelerinde ortaya çıktığına inanan birçok insan bulabilirsiniz.” D. Howes s. 120
Kanada’da bugün West Edmonton Alışveriş Merkezine Niagara Şelaleleri’nden çok daha fazla paket tur düzenlenmektedir. S. 122
(Ritzer ve Liska 1997)
“Batılılaşma” derken ne kastedilmektedir? Avrupa fillerinin (özellikle İngilizce’nin) ve daha önce ele aldığımız, “Batı” kapitalizmine ait tüketim kültürünün yaygınlaşmasını da içeren bir dizi şey. Fakat bunlar dışında giyinme tarzları, yeme alışkanlıkları, mimari tarzlar ve müzik türleri, endüstriyel üretimi temel alan şehir yaşamı, kitle iletişim araçlarının tahakkümü altındaki kültürel deneyim kalıpları, felsefi görüşler ve (kişisel özgürlük, toplumsal cinsiyet ve cinsellik, insan hakları, politik süreçler, din, bilimsel ve teknolojik rasyonalite ve benzer konulara ilişkin) bir dizi kültürel değer ve tutumlar da yayılmaktadır. S. 126
Tarihsel ve kimlikle alakalı olarak tanımlanamayan bir mekan “yer olmayan” mekandır. İnsanların klinikte doğup hastanede öldükleri, transit noktalarının ve geçici evlerin lüks ya da insani olmayan şartlar altında hızla çoğaldığı (oteller zincirleri ve gecekondular, tatil kulüpleri ve mülteci kampları, varoşlar…) , yine ikamet edilen mekanlar olan ulaşım araçlarının oluşturduğu yoğun bir ağın gelişmekte olduğu; süpermarketlerin, bozuk para ile çalışan makinelerin müdavimleri, kredi kartı kullanıcılarının soyut, dolayımsız bir değiş tokuşla sözcükler olmadan, vücut hareketleriyle iletişim kurduğu; dolayısıyla yalnız bir bireyselliğe, elden kayan, geçici ve efemeral olana teslim olmuş bir dünya, antropoloğa (ve diğerlerine) yeni bir nesne sunar. S. 152 (yer olmayanlar, çev. Turhan ılgaz, kesit yay.)
Yer – olmayanlar, gördüğümüz üzere, günümüz modernliğinin iç karartıcı mahalleridir: (başkalarının varlığında bile) yalnızlığın, sessizliğin, isimsizliğin, yabancılaşmanın ve geçiciliğin hüküm sürdüğü yerlerdir. S 153
Bir İngiliz vardı, Amerikan kökenli çok uluslu bir şirketin Londra bürosunda çalışıyordu. Bir akşam Japon malı arabasına binerek eve döndü. Alman mutfak malzemesi ithal eden bir firmada çalışan karısı ondan önce gelmişti. Karısının küçük İtalyan arabası genellikle trafikte daha çabuk hareket edebiliyordu. Yeni Zelanda kuzusu, Kaliforniya havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve İspanyol şarabından oluşan akşam yemeklerini yedikten sonra Finlandiya’da yapılmış olan televizyonlarını seyretmeye koyuldular. Program Falkland Adalarını ele geçirmek için başlatılan savaşla ilgiliydi. Bu programı izlerken kendilerini yurtsever hissettiler ve İngiliz olmaktan gurur duydular. S. 157  (Raymond Williams, Resources of hope. Londra:verso, 1989, s. 169)
David Harvey, küresel bir yiyecek kültürünün yükselişini “zaman-mekan sıkışması” olarak ele alır: “Tüm dünyanın mutfağı”  süpermarket raflarında ya da orta büyüklükte herhangi bir Batı kentinde bulunabilecek çeşitli etnik restoranlarda olmak üzere “tek bir yerde bir araya gelmiştir.” S. 168
Melezlik kültürler arasında artan trafiğin sonucunda dünyanın farklı yerlerindeki kültürlerin birbirine karışmasıdır. Bu temel ampirik düzeyde melezlik, çoğalmakta olan bu “karmakarışıklık, biraz ondan biraz bundan” çeşitliliği üzerinden kültürel fenomenler aracılığıyla düşünmenin ve betimlemenin bir yoludur. Bu açıdan, “Amsterdam’da Faslı kızların Tayland boksu yapması, Londra’daki Asya rap müziği, İrlanda bageli(simide benzer doğu Avrupa Yahudi kökenli bir yiyecek), Çin Tacosu(bir tür Meksika yemeği)… gibi fenomenleri kabullenme girişimidir. S 195
Bugün “temasta olmamak” anormal olmaktır… bir insanın… telefonunun olmadığı bir yerde yaşaması çoğunlukla arkadaşlarına, iş arkadaşlarına ve akrabalarına yapılmış örtük bir hakaret olarak düşünülür. Kişinin telefonunu fişten çekmesi insan sevmezliğinin bir işareti olarak alınır. Bazı işlerde, çalışanların yanlarında “çağrı cihazları” bulundurmaları beklenir ki nerede, ne yapıyor olursa olsunlar ulaşılmaları mümkün olsun. S. 219
Mahalle gezegen olunca, kötü komşulardan kaçmak için uzağa taşınmak gibi bir seçenek yoktur. (Küresel yönetim komisyonu 1995)
John Tomlinson, Küreselleşme ve Kültür, Çev. Arzu Eker, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2004,



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder