20 Nisan 2017 Perşembe

Tüfek, mikrop ve çelik...



Tüfek, mikrop ve çelik... İbn Haldun'un "Coğrafya kaderdir" sözünün bir nevi açıklaması şeklinde bir belgesel. Belgesel çok fazla Avrupa merkezli düşünceye ve anlatıma sahip olsa da günümüz dünyasının şekillenmesinde 13 bin yılda neler olup bittiğini ve günümüz dünyasının şekillenmesinde coğrafyanın önemini anlama baplamında çok önemli. 


Belgeseli izleyeli birkaç gün oldu fakat hala etkisi altındayım. İster istemez yaptığım okumalarda, hatta izlediğim haberlerde ve fotoğraf sanatçılarının çalışmalarında tüfek, mikrop ve çeliğin izlerini arıyorum. Batı dünyasının dünya hakimiyetinde coğrafi yönden bu üç unsurun etkisini sosyol yaşantılar üzerine olan etkisini anlamaya çalışıyorum. Batı kültürünün (modernizmiyle birlikte yeme içme adetlerine kadar batı kültürünün tüm öğrelerine, kurum ve gruplarına kadar her bir unsur) nasıl düğer kültürler ve medeniyetler üzerine egemenlik kurduğunu, diğer kültürleri kendi içinde erittiğini ya da yok ettiğini bu teori ile açıklamaya çalışıyorum. Yapılması gerekilen çokça okuma var tabi. Gelişmeleri paylaşacağım...




2 yorum:

  1. Tüfek, Mikrop ve Çelik, belgesel olmadan önce(öyle sanıyorum), kitabını okudum. Çok hacimli ve harika bir kitaptır. İşte söz ettiğim kitabın özeti

    Tüfek Mikrop ve Çelik
    Jared Diamond

    MS 1500’lü yıllarda Avrupalı sömürgeciler dünyaya yayılmaya başlarken farklı kıtalardaki halklar arasında teknoloji ve siyasal örgütlenme bakımından büyük farklılıkların bulunduğu anlaşılmıştır. Son buzul çağının sonuna (MÖ 11.000) kadar bütün kıtalardaki bütün halklar avcılık ve toplayıcılık ile geçiniyorlardı. MÖ 11.000- MS 1500 yılları arasında farklı anakaralardaki farklı halklar farklı hızda gelişim göstermiştir. Avustralya ve Amerika yerlileri avcı ve toplayıcı iken, Avrasya halklarının büyük bölümü ile Güney Amerika ve Sahra’nın güneyinde yaşayan halklar tarım, hayvancılık, metal işleme teknolojisi, karmaşık siyasal örgütlenme becerilerini geliştirmişlerdir. Avrasya da yaşayan kabilelerin ekonomik ve sosyal alanı düzenleme biçimleri (yazı, bronz alet yapımı, taş yontma yöntemleri vb) diğer bölgelerdeki halkalara göre tarihsel olarak çok erken evrede gerçekleşmiştir.

    Bu kitap şu soruya cevap aramaktadır: “İnsanlar neden farklı kıtalarda farklı hızda gelişti?”

    Tarihin seyrini bu hız farklılıkları (tarihsel yörünge farklılıkları) oluşturur ve kitap da bu farklılıkların günümüze yansımalarını, bu mirasın özellikle Avrupalı olmayan halklar arasındaki karşılıklı etkileşimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Yazar, insan topluluklarındaki coğrafi farklılıkları inceleme amacını ; belirli bir insan topluluğunu bir başkasıyla karşılaştırıp onu göklere çıkarmak değil, yalnızca tarihte nelerin olup bittiğini anlama çabası olarak belirtmektedir.

    YanıtlaSil
  2. Beni çok etkileyen bir belgeseldi. Kitabı da iki gün sonra elime geçecek, okumak için sabırsızlanıyorum. Belgeselde eksik olan bir nokta vardı ki bence "insanlar neden farklı kıtalarda farklı hızlarla gelişti" sorusuna yazarın teorisinde değindiği unsurların dışında kalan önemli bir nokta "ideoloji". Buna bir örnek vermek gerekirse modernleşme ve sanayileşme birlikte giden bir süreçtir ve İngiltere'nin öncülüğünde başlayan ve diğer ülkelere yayılan bir süreçti. Sanayileşmede ise iki temel madde çok önemliydi. Bunlar; demir ve kömürdür. Kömür kullanmaya İngiltere M.S 11 yüzyılda kullanmaya başladı. Çin ise M.Ö bu maddeyi metali eritmek için kullanıyordu. Yani bu iki ana maddeye İngiltere'den çok daha önceki zamanlarda sahipti. Peki Çin'de neden sanayileşme başlamadı da İngiltere'de başladı? İşte bu sorunun ana cevabı olarak Modernleşme kuramcılarının cevabı: İdeoloji. Batıyı anlatırken Batı ideolojisine değinmemek bence bu belgeselin önemli eksikliği olarak görüyorum. Fakat bu durum belgeseli anlamsız kılmıyor tabi...

    YanıtlaSil