Ali İhsan Ökten : Fotoğrafın Dili, Fotoğrafçının Beyni, Gözü ve Kalbi Olmalıdır
Dil, insanı insan yapan, O’nu diğer canlı
türlerinden ayırt eden temel özelliklerinden biridir. Özünde, doğa-evren
yasalarına “uyan” insanın bir “müdahale” gücü; iletme, değiştirme, denetleme,
biçimlendirme etkinliği ve eylemliliğidir. Genel bir tanımlama yapacak olursak
canlıların kendilerini ifade etmek için kullandıkları, ortak kodlarla oluştuğu
için ötekiler tarafından da çözülebilen iletişim yöntemlerinin tümüne “dil” diyebiliriz.
Fotoğraf ise insanın bulup-geliştirdiği, hedef kitlesi ve nesnesi insan, mekan
ve zaman olan bir dildir. Fotoğraf, kendi kurgusu, öğeleri, düzeni içinde
yaşayan bir dil olup sürekli olarak gelişir ve değişir. Kalitesi ne olursa
olsun hep üreten, kendine özgü bir dünya oluşturan, kalıcı etkiler yaratan bir
dildir.

Her fotoğraf yaşam üzerine kurulan bir modeldir.
Bu model, yaşamı, yaşamı oluşturan insanı, yaşamın içinde oluştuğu mekanı,
uzamı ve zamanın bir profilini yansıtır. Fotoğraf yaşamın ve doğanın görsel izdüşümüdür. Fotoğraf nesnelerin varlığı ile
belirginleşen bir süreçtir. En başarısız fotoğrafta bile aranılan en önemli
özellik belirginliktir. Nesneler görüntü çerçevesine taşındığı zaman bu
görünür niteliklerini kaybedebilirler veya farklılaşabilirler. Yeni ve farklı
mesaj veren göstergeler haline gelebilir veya getirilebilirler. Fotoğraf, kendi
iç dünyasında ışık, gölge, tonlama, leke, nokta, çizgi, ritm gibi belli bir
düzen dahilinde dans eder. Yaşam akar, doğa değişir, fotoğrafçı bu değişimin
izleyicisi olarak bunu çerçeveler ve kendi anlatım diliyle bize sunar. O
anlatım dilinin özgünlüğü, fotoğrafçının özgünlüğünün bir belirtecidir.
Fotoğrafın bir dil olup olmadığı konusunda; Henri Cartier Bresson, fotoğrafın dilini
büyük bir güç olarak tanımlar. Susan Sontag, yazılı metinlerdeki dilin aksine
fotoğrafın tek bir dili olduğunu söyler. Barthes ise “İnsanlığın tarihinde ilk
defa ortaya çıkan şifresiz mesajlardır” der. Alfred Stieglitz, “Mesele” der,
“Ne söylemek istediğiniz ve nasıl söylemek istediğinizdir. İster şiirde, ister
fotoğrafta, ister resimde olsun bir sanat eserinin özgünlüğü; ifade edilen
şeyin ve ifade ediliş tarzının özgünlüğüyle ilgilidir.”
Her
fotoğrafın ardında bir düşünce, bir öykü yatar. Her fotoğrafçının fotoğrafının
arka planında anlamlı bir şeyler söyleme arzusu vardır. Fotoğrafçı bir
fotoğrafı niçin çektiğini belirlemediği sürece fotoğraf ile algılayan arasında
bir iletişim kurulması zorlaşacaktır. Tüm fotoğraflarda bir duyguyu, bir
düşünceyi veya estetik bir kaygıyı aktarma arzusu yer aldığına göre fotoğrafçı
iletmek istediği mesajın daha güçlü olması için daha önceden bu düşünce üzerinde yoğunlaşmalıdır. Fotoğrafın dili,
içerikteki anlamın görsel biçime çevrilmesidir. Fotoğrafçının düşüncesi onun aynı zamanda görsel dili de olacaktır. Her
fotoğraf aynı zamanda fotoğrafçının hayatına dair bir kayıttır. Çektiği her
portre biraz da kendi portresidir. Bu dilin oluşmasında fotoğrafçının bedeniyle
birlikte duygu yoğunluğu, ruhu, algı kapasitesi, kültürel birikimi, ideolojisi,
dönemin görme biçimleri gibi bir dolu etken rol alır. Günümüzde fotoğraf
yapmaya çalışanlar klasik “fotoğraf çekmek” eylemini “fotoğraf yapmak”
kavramına dönüştürdükleri zaman kendilerine özgü fotoğrafik dillerini
oluşturmuş olacaklardır.
KAYNAKLAR:
1-Özcan Yurdalan. Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj. Agora Yayınları, 2007, sayfa 12-16
2-Çerkes Karadağ. Görme Kültürü. Doruk Yayınları. 2004, sayfa 47-51
1-Özcan Yurdalan. Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj. Agora Yayınları, 2007, sayfa 12-16
2-Çerkes Karadağ. Görme Kültürü. Doruk Yayınları. 2004, sayfa 47-51
Ali İhsan ÖKTEN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder