
Dün gece düşümde gerçekliği gördüm. Sabah uyandığımda bir
rüya olduğunu anlayınca çok rahatladım. Stanislaw Lec
Gerçek dünyayı bertaraf ettiğimize göre, geriye kalana ne
dememiz gerekiyor? Görünümler dünyası mı? Kesinlikle hayır! Çünkü hakiki
dünyayla birlikte görünümler dünyasını da yok ettik. Friedrich Nietzsche
Böylesine yoğun bir gerçeklik dünyasına tahammül etmenin tek
yolu onu sürekli inkar etmektir. Magritte’in: “bu bir pipo değildir”
çalışmasından yola çıkarak görünen dünyayı “bu bir dünya değildir” türünden
gerçek üstücü bir yadsımaya dönüştürebiliriz –modern sanatın geçirmiş olduğu
aşamaları belirleyen bu ikili süreç kendini: Görünür, somut dünyayla bu
dünyanın kesin bir yadsınması şeklinde sunmaktadır. S. 23
Sanal: Gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan
yağmacıdır –bizzat gerçeklik tarafından bir tür bulaşıcı ve yok edici unsur şeklinde
salgılanmıştır.
Sanal Gerçeklik, Gerçeklikle kedinin fareyle oynadığı gibi
oynamaktadır. Bu, nesnel gerçekliğin soyutlanma sürecinde devreye sokulan ve
Bütünsel Gerçeklikle noktalanan sürecin nihai aşamasıdır. S.24
Baudrillard’a göre geleceğin insanı: Bu insan gözden
geçirilip, rekltifiye edilmiş bir varlık olacaktır. Daha baştan zaman içinde
ulaşması gereken ideal insan özelliklerine sahip olacaktır, yani asla kendi
olmayacak hep ideal varlık olarak kalacaktır. Daha dünyaya gelmeden önce bir değişim
geçireceğinden iyi ya da kötü anlamda hiçbir şeye yabancılaşamayacaktır. S.26

Hakikatten yoksun bir dünyada, gerçeklik onun yerini alsın
diye uydurulmuş bir şeyse, bu arada da “gerçek” dünyanın varlığı hemen her
yerde sorgulanmaya başlanmışsa, sonuç olarak, hakikatten yoksun bir evrene -bu
içinde yaşadığımız dünya oluyor- daha yakın durduğumuz söylenemez mi? S.32
Dünya demek gerçek demek değildir. Dünya zaman içinde
gerçeğe dönüşmüştür. Günümüzdeyse bu özelliğini yitirmektedir. Buna karşın onun
bütünüyle sanallaştığı söylenemez. Kısmen sanallaştırılmıştır. S. 32
Dünya ile (gerçekliğin) yansımasının birbirine
karıştırıldığı bir yerde gerçekle dünya arasında hiçbir ilişkinin bulunmadığı
söylenebilir. Fark sözcüğü bu farklılığı ifade konusunda oldukça yetersiz
kalmaktadır. S. 35
Güncel kölelik biçiminin gönüllü ya da gönülsüz olma,
özgürlükten yoksunlukla bir ilişkisi yoktur, tam tersine bu durum, aşırı
özgürlük ortamının yol açtığı bir sonuçtur. Her ne şekilde olursa olsun
özgürleşmeye çalışan insan artık neden ve niçin özgür olması gerektiğini
bilemediği gibi, böyle bir ortamda nasıl bir kimliğe sahip olması gerektiğini
de bilememektedir. Her şeye sahip olan insan kendi kendisinden nasıl
yararlanması gerektiğini bilememektedir. S. 54
Özgürlük ve kimlik gibi şeylerin peşinden koşup, bunları
anlamlı kılmaya çalışmanın bir yararı yoktur.
Nasıl bir insan olduğumuz yaşantımız ve yaptıklarımıza bakılarak
söylenebilir. S. 62
İLETİŞİM, İLETİŞİM VE DİĞER AĞLARIN YOL AÇTIĞI ZİHİNSEL
DİASPORA
Dört bir yandan interaktif süreçler tarafından kuşatılmış
bulunuyoruz. Birbirinden farklı şeyler birbirine karıştı. Hiçbir yerde artık
mesafe bilinci diye bir şey yok. Cinsiyetler, karşıt kutuplar, sahne ve salon,
oyuncular, özne ve nesne, gerçek ve ikizi arasındaki mesafe ortadan kalktı. S.
74
Birbirine karışan terimler, birbirine toslayan kutuplar
değer yargılarını dümdüz ettiler. Artık ne sanat, ne ahlak ne de politika
alanında değer yargılarından söz edilemez. S. 74
Yaşantımızı üstümüze bir tür dijital tulum gibi geçiriyoruz.
Fotoğraf, sinema ve resim sanatlarına özgü bir sahneyle bir bakış olayı varken;
video ve bilgisayar ekranından yansıyan görüntüde Mc Luhan’ın daha önce
söylediği gibi bir tür içine gömülme, bir tür göbek bağı durumu, “dokunsal” bir
karşılıklı etkileşim süreci söz konusudur. S. 75
Belki de makineler tarafından yönetilmeyi insanlar
tarafından yönetilmeye yeğliyoruz. Belki de anonim ve otomatikleşmiş bir
egemenlik biçimini insan iradesine bağlı, hesaba kitaba dayalı egemenlik
biçimine yeğliyoruz.
Yabancı irade yerine bizi emip, her türlü sorumluluğu
üzerimizden alan integral hesaba boyun eğmeyi yeğliyoruz. S. 89
Gerçek imge durum ve nesneden çok bu dünyaya özgü titrekliği
ön plana çıkartan imgedir. S.98
KENDİ KENDİNİN… ÇAĞDAŞI BİR SANAT
Artık modern sanat diye bir şey yoktur. Çağdaş kendisinden
başka bir şeyin çağdaşı değildir. S. 103
Çağdaş sanatta teknik, reklam amaçlı, medyatik ya da sayısal
işlemler arasında hiçbir fark kalmamıştır. Artık sanatsal aşkınlık, farklılık,
mevcut haliyle çağdaş dünyayı yansıtmaya çalışan bir sahne yoktur. İşte bu
anlamda çağdaş sanat diye bir şey yoktur, çünkü onunla dünya arasında bir fark yoktur,
ikisi aynı şeydir. S. 103
Sıradanlaşmış sanatla dünyanın sıradanlığı birbirine
karışmaktadır. S. 104
Her türlü gerçeklik, estetik alanın içine çekilerek,
estetik, her alanda genel geçer bir boyuta dönüştürülmüştür…. Bütün bunlar
sanat ve gerçekliğin aynı anda özgürleştirilmesi gibi bir başlık altında
toplanmıştır. Aslında bu özgürleştirme ikisini birbirine mahkum ederek ikisi
için de ölümcül bir görünüm kazanmıştır. S. 104

Ahlaki çöküş kapasitemiz bir sınır tanımıyor. İşlemek
istediğimiz bütün suçları işlemeden rahata ermeyeceğiz. Guido Cerenetti
Modernleşme bir düşünce, bir ideal ve bir düşgücüne sahipti.
Oysa azgın bir maddi gelişme süreciyle birlikte hepsi ortadan kaybolup gitti.
S. 125
Biz bir yandan anlam içinde boğulurken diğer yandan mutlak
bir anlamsızlığın yol açtığı bir korku düzeni içinde yaşıyoruz. S. 134
Politika kötülüğün yaşama geçirildiği yer olup,; gerek
bireysel gerekse ayrıcalık, ahlaksızlık, yolsuzluk gibi kolektif kötülük
biçimlerinin yönetimini üstlenmiş bir alandır.İktidarın bu lanetlenmiş payın ve
iktidardaki -bu görevin kendilerine sunduğu tüm ikincil ayrıcalıklardan
yararlanmayı uman- politikacılara da kurban edilmenin düşmesi kaçınılmaz bir
sonuca benzmektedir.
İkili yaşamın sonunda iki kere ölünür.
Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği
Jean Baudrillard
Jean Baudrillard
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder