
Bu kitabı okurken Cemil Meriç’le karşılıklı oturup hiç
konuşmadan onunla sohbet ediyor hissine kapılacaksınız. O kadar çok şey
söyleyecek, bilgi bombardımanına tutulacaksınız ki zaten ağzınızı açıp fikir
beyanında bulunamayacaksınız bile. Bazen düşünceleri sizi rahatsız edecek,
hatta sinirlerinizi de bozacak. Benim için durum böyleydi. Eğer söylediği bazı
sözleri başka biri söylemiş olsaydı “hadi oradan saçmalama” derdim. Fakat
söyleyen kişi Cemil Meriç olunca durup bir düşünme ihtiyacı duydum. Kitap
sohbetlerden oluştuğu için ve konu konuyu açtığı için bahsettiği konuların
detayını, iddia ettiği şeylerin sebebini haliyle öğrenemiyoruz. Bunun için diğer
tüm yazılarını, kitaplarını okumak gerekiyor sanırım.
Kitabı okurken şahsen çok eğlendim. Tenkit (eleştiri) yapmadığı
isim kalmadı; Necip Fazıldan tutun da Yaşar Kemal’e, Shakespeare’den tutun da
Kafka’ya kadar sayısız isim Cemil Meriç’ten paylarına düşün tenkiti aldılar.
Cemil Meriç’in bu tenkitlerine katılmak veya katılmamak mühim değil. Benim için
mühim dokunulmaz kimse yoktur. Kimse mükemmel değildir. Zaten bunu kendisi de “İçtimai
konularda katiyen ittifak yoktur. Birisi anasına söver, diğeri göklere çıkarır”
diyerek belirtiyor. Kimse dokunulamaz veya ulaşılamaz değil içtimai konularda. Sosyal
bilimlerde, fen bilimlerinde olduğu gibi evrensel kanunlar ortaya
konulamayacağı için her mevzu tartışılmaya açıktır. Bu yüzden ötürü bu kitaptan
çıkartılması gerekilen en mühim dersin tenkit nasıl yapılır olmalıdır.
Hiç kimse, cesaretle kalkıp hakikati söyleyen kimseye
karşı koyamaz, ona zor kullanamaz. S. 17
“Türkoloji” kelimesinden daha yüz kızartıcı bir kelime
yoktur. Ruslar çıkarmıştır bu kelimeyi, ölü milletler için. Sümeroloji gibi. Bu
kelime, Türk medeniyetlerine paranteze almak demektir. Bu müthiş yalanı bize de
kabul ettirdiler. “Türkoloji” Osmanlı’yı paranteze alan, atıl bırakan bir
kelimedir. Neden bir Frankoloji yok da Türkoloji var? Biz ölü müyüz? Ruslar ve
Batılılar sırf bizi, yani Osmanlı’yı dikkatlerden uzaklaştırmak için bu
kelimeyi icat etmişlerdir. S. 18
Batının tabular vardır. Bu tabulara dokunamazsınız. Bu
tabulara bağlı ideolojiler vardır. Homeros Batı’nın mukaddesidir. Biz de
Batı’nın gölgesiyiz. Batı’nın mukaddesleri aynen geçmiş bize. Bu mukaddeslerden
biri de Shakespeare’dir. XVIII. asra kadar Shakespeare’den kimse bahsetmez,
Voltaire’e kadar. Sonra hakkında hakaretler yazılır. Daha sonra XIX. asırda
tenkit eder onu. Tolstoy, Shakespeare’i Rusça, Fransızca Akmanca ve
İngilizceden okumuştur. Batı’da ciddi olarak Shakespeare’i ilk tenkit eden
Tolstoy’dur. Tolstoy, Shakespeare’den daha büyüktür. Kitabı Fransızcaya tercüme
edildiği halde Avrupa bu tenkidi yok telakki ediyor. Tolstoy Kral Lear’i tahlil
etmiştir. S. 18
İmparator kelimesi hazin ve nankör bir kelime.
İmperyum, sömürüye ve tahakküme dayanır. Osmanlı, Devlet-i Aliyye’dir. Batının
anladığı manada sömürücü değildir. S. 19
Kültür kelimesinin başlıca iki manası var: Birinci
manada kütüphane, bilgi demektir. İkinci manası antropolojiktir: İnsan
topluluklarının büyün yaptıkları. Maşa, kap kacak, çadır, eşyadır. Kültür
kelimesini dilimize Fransızcadan Ziya Gökalp getirmiştir. S. 19
Bugün Türkiye’de Said-i Nursinin görüşü ile sosyalizm
dünya görüşü var. Dünya Görüşleri makalemde de üzerinde durdum. Said-i
Nursi’nin görüşü İslami görüşü aksettirir. Bizi ise kısmen aksettirir.
Tamamlanması gereken noksanları vardır. Yerlidir. Sosyalizm ise Batı’dan
gelmedir. İlim nazarında tabu yoktur. Lügatimde tabu yok. Marx da ben-i adem,
Said-i Nursi de ben-i ademdir. Biri bana uzaktır, öteki ise yakın. S. 20
Osmanlı medeniyeti fedakarlığa dayanan bir medeniyettir.
Yobazlığa karşıdır. Kendi dini dışındakileri bile kanadı altına almıştır. S. 20
Yobazlık kelimelerden korkmaktır. Sosyalizm, insanın
insanı istismar etmemesi, emeğin değerlendirmesi, emeğin eserine göre
mükafatlandırılmasıdır. Elbette kendimize has bir sosyalizm olacak. Milli
hasletlerimizle çelişmeyen bir düzen. S. 21
Kapitalizm hürriyet rejimidir. Ne gariptir ki,
kapitalist rejimdeki aydınlar sosyalisttir. Adeta kendi mezar kazıcılarını
besler kapitalistler. Onları kapitalistler yedirir içirir. Batı’da be bizde
durum böyle. S. 25
Said-i Nursi kavliyle fiilini birleştirmiş insan.
Mücahit insan. Kürtçü değil. O devirde tek başına karşı koyabilmiş.
Düşüncesinde sosyalizm, sınıf çatışması da var. Adamı inceledikçe hürmetim
artıyor. S. 27
Kürtçülüğü tasvip etmediğimi daha önce de söyledim.
Ortada bir dil yok. Devlet geleneği yok. Edebiyat yok. Neye göre devlet
kuracaklar ki? S. 27
Televizyon programı için bir sürü zahmete girmek
gerekiyor. Nobel için yaptığım konuşma evde çekilmişti. Yakmışlar. Tekrar çekimi
için Harbiye’ye stüdyoya götürdüler. Sonra, kamera karşısında insan rahat
değil. Tesbih çekemiyorum, sigara içemiyorum. “Aman hoca, teşbihini eline alma”
diyorlar. Bu korku niye? S. 29
Sovyet ve kapitalist dünyanın birleştikleri tek gerçek
sanayileşmektir. Bugün dünya ikiye ayrılıyor: Sanayileşmiş ülkeler ve
sanayileşmemiş ülkeler. Sanayileşmiş ülkeler de kapitalist ve sosyalist olmak
üzere ikiye ayrılıyor. Ölçü, ileri gitmekte, bu ise; durum bu. Geri kalmışlık
kelimesi palavra. Sanayileşmek iyi mi, kötü mü? XVI. Asrın Osmanlısı mı
bahtiyar, yoksa zamanımızın Amerikalısı mı? Modernlikte örnek nedir? Hakikatte
sanayileşme insanı mutlu kılar mı, kılmaz mı? XVI , XVII. Asırlarda Osmanlı
bütün ülkelerden daha ileriydi. Bugünün sanayileşmiş insanının elinde sadece
oyuncak makinalar var, o kadar. S. 30
Otobiyografi yazmayı J.J. Rousseau icat etti. Onun
itiraflarından bu yana Batı’da hatıra yazmak alenileşti. “Benim dört çocuğum
oldu, zengin değilim, çocuklarımı yetimler evine verdim; bakamadım” diyor.
Dünyanın tek ve mükemmel terbiye kitabını yazan adamın çocuklarını yetimhaneye
bırakası garip değil mi? Halbuki böyle bir şey yok. Araştırıcılar bunu ortaya
koydular. Gaye şu: Sonrakiler kendisinden bahsetsinler de, isterse kötü
bahsetsinler. Hatıra Batı’da bu. S. 35
Romalıların ceddi biliyorsun kurttur. Bazı
araştırmacılara göre “Lupa” Latince fahişe demektir. Lupa aynı zamanda kurt
demektir de. O araştırıcılara göre Romalıların ceddi fahişedir. Bunu gizlemek
için lupa’nın kurt manasını kullanmışlardır. Fransızca lupan umumhane demektir.
S. 39

Nurculuk, bugünün dünyasında ciddi bir kavga silahı
olmaktan uzaktır. Ancak ferdi kurtuluşu sağlıyor. Haydi diyelim ki, bir milyon
kurtuldu. Sonra ne olacak? Politika kabul edilmiyor. Fakat dünya şartları politikayı
gerektiriyor. S. 43
Servet Armağan İslam iktisadı yok, diyor. Elbette
olmaz. Evet, bir İslam hukuku var, asırlardan beri fıkhi sahada çalışılmış.
İslam, iktisadi olarak bir takım pratikler getirmiş. Zekat, faizsizlik var. O
kadar. S. 43
Nurculuğu tarihe ve imana bağlı kalmakla faydalı bir
hareket olarak kabul ediyorum. Batı’ya karşı bir müdafaanın içindeler. Fakat
atıl. İslam’da atalet yoktur. Nurculuk bu tarafıyla İslam’a aykırıdır. S. 43
Görüyorsun. Burada benim de içinde bulunduğum nesli
perişan ediyorum. Tanzimat’tan beri bütün nesiller birer kaçış neslidirler.
Kimi İran’a, kimi Turan’a, kimi de Yunan’a kaçmış. S. 46
Voltaire “Metafizik, inanmayanların meydanıdır” der.
Ben Allah’ı Spinozadan mı öğreneceğim? Metafizik, imanla inkarın arasında
bocalayan insanın çırpındığı, sallandığı, sürüklendiği bir sahadır. Necip
yazdı: “Edebiyatımızda metafizik ürperti yok” dedi. Canım niye olsun?
Metafizik, Aristo’dan, Heraklitus’tan beri hiçbir şüpheye cevap vermemiştir.
Kapalı kapıyı tekrar açmaya ne lüzum var. S. 49
Ben 1940’larda Tercüme Dairesi Müdürü idim. Aşağı
yukarı 40 senedir tercüme işi ile uğraşıyorum. Şuna kaniyim ki, tercüme
yapılamaz. Bir dilde söylenen şey başka bir dilde ifade edilemez. Edilse bile
tam değildir. Ben bir günde ancak bir sahife tercüme yapabiliyorum. Fakat,
günde yirmi sahife tercüme yapanlar da var. Olur mu? Olmaz tabii. Onun için
tercüme edebiyatımız böyle. S. 52
Bin küsür senelik dinimizi bırakıp neyi
benimseyeceğiz? Biz Hz. Muhammed’e, sahabiye inandık, diye mi yıkıldık?
Hadisler’e sarıldık diye mi yıkıldık? Ne kadar abes bir şey… s. 56
Avrupalı bizi hiçbir zaman kabul etmedi ve
etmeyecektir. Batı karşısına , kapitalizmin kuyruğuna girerek değil,
çağdaşlaşmış bir Osmanlı düzeninin temsilcileri ve mümessilleri olarak
çıkabiliriz. S. 58
Kendi dilimizi, tarihimizi tedkik etmek için illa
milletler arası bir dile mi ihtiyaç var? Türk ve loji kelimeleri nasıl
çiftleşir? Türk Türk’ün, loji Rum’un. S. 61
Rönesans diye bir
hareket yoktur evladım, yoktur öyle bir şey. Rönesans bir ideolojidir. Hela
Almanya’da Rönesans hiç yoktur. Avrupa için Rönesans bir çürüyüştür, diyor
birçok filozof.
Rönesans Batı’da
iktisadi bir yükseliştir. Amerika’nın keşfi, sömürgeler altın yağdırmıştır
Avrupa’ya. Rönesansta göze hitap eden ihtişamlı mimari eserler, heykeller
yapıldı sadece. Bunu orta çağın fikirlerine bina ettiler. Bir ahmak seneler
sonra kalktı bu harekete Rönesans dedi, yeniden doğuş manasına. Halbuki öyle
bir şey yok.
Rönesans’ın fikri
kaynağı şarktaki İslam medeniyetidir. Dante şiirin unsurlarını ve ölçülerini
Endülüs Müslümanlarından alır. Batı’nın o zamana kadar şiirinde aşk, kadın,
gül, bülbül yoktur. S. 69
İbn Haldun en büyük rasyonalisttir. İlmi ve dini
ayırır birbirinden. Din nastır, inanılır; ilim akıl yoludur, ondan şüphe
edilir. Şüphe edilince düşünülür. Düşünce de medeniyeti doğurur. İbn Haldun
gibi İbn Rüşt de rasyonalisttir. İbn Haldun tek başına rasyonalist değildir;
öncesi de vardır ve sonra onun yetiştirdikleri. Müspet düşünce İslam
medeniyetinde vardır. Medeniyet onun için kurulabilmiştir. S. 73
Bir medeniyet diğer bir medeniyetten ancak malzeme
alabilir. Sentez peşinde koşulduğu için iki yüz seneden beri yükselemedik.
Sentez Hegel’den beri gelen bir pisliktir. S. 73
“Mesaj” değil “tebliğ” kullanılmalı. Kendimize ait bir
hadisenin kendimize ait bir kelimesi olmalı. S. 78
Evvela “milli kültür” olmaz, “milli irfan” olur.
Cumhuriyet’in getirdiği kültürdür, yıktığı ise irfan. S. 78
Batı, neden
kelimeler üzerinde durmuş?
Batı medeniyeti
kelime medeniyetidir. Kavga önce kelimeyle yapılır, sonra silahla. S. 80
Bunları sana söylüyorum: Dünyanın hiçbir devletinde
İstiklal Marşı diye bir şey olmamıştır. Biz esir miydik ki kurtardılar. S. 82
Tanpınar, Cenab’ın üçte biri kadar Fransızca bilmez.
“Müstehzi, alaycı” kelimesi varken ne diye “ironik” dersin be birader? S. 84
Halk, adam, insan
istiyor. Kendi kahramanlıklarını dile getirecek insan, kahraman istiyor. Şuur
altı emellerini dile getiren adamlar arıyor.
Sonra
Avrupalılaşmayacağım diyorsun. Nasıl mümkün? Hiçbir şeyin kalmadı. Dert çok,
hemdert yok, düşman kavi tali zebün… Tasavvur et, bazı yakın dostlarımızın bile
Frenkçe kelimeler kullanmasına mani olamadım. S. 93
Tekkeler sevgi ocağı idi. Rejimle bağdaşamazdı
elbette. Kapatılmazsa o rejimi yıkardı. S. 98
Kırk derecelik ateşle yatsam bile cümle hatası yapmam.
Cümlelerim o kadar sağlamdır. Ben hezeyan söyleyemem. Kafam öyle ayarlı. S. 98
Japonlar maddi medeniyeti kurmuşlar. Neden
zorlanmamışlar? Hürriyet içinde tercihleri var. Bize ise herifler ne isterlerse
onu veriyorlar. Bize Kanun-i Esasi’yi kravatı, poker oynamayı, dans etmeyi
verdiler. S. 99
Kültür emperyalizmi diyorlar. Kültür demek Kant, Hegel
demektir. Halbuki başta orospusunu getirip veriyorlar. S. 99
Kafka kadar adi bir adam gelmedi edebiyata. Pis adi.
İmanını kaybetmiş, pısırık, ezik bir adam. S. 100
Tolstoy’un
tenkitleri görülmeden Shakespeare nasıl incelenir? Tolstoy Shakespeare’den daha
büyük bir insan.
Shakespeare,
aslında İngiliz emperyalizminin empoze ettiği bir adam, diyor Tolstoy.
Shakespeare’de insan yoktur, bir gevezedir Shakespeare. S. 101
İnsan iman
demektir. S. 102
Buhran çağlarında güneşin batmadığı göstermek için
bazı adamlar çıkıyor. Said-i Nursi gibi. S. 102
Şarlo’nun
hikayesi: Hipnotizmanın kurucusudur Şarlo. Uyuttuğu adama “Uyur uyumaz odaya
gelen adamı vuracaksın” der. Adam, vurmak için harekete geçtiğinde tutarlar
adamı ve sorarlar: “Niye vurmak istedin?”. “Vallahi bu adam bana çok büyük
kötülük yaptı” der. İnsan bir hareket yapıyor, gayri şuuri. Şuuru da onu izaha
çalışıyor. Uykuda yaptığımızı uyanıkken izaha çalışıyoruz.
Ne yapmalıyız?
1.
İlk şart, karşımızdakini anlamaya çalışacağız,
müsamaha ile.
2.
Acaba ben mi yanılıyorum? Doğru düşünmek için gereken
şartlara malik miyim? Karşımdakinin bilgisinin karşılığı nedir? Bunu tesbit. S.
102-103
Hazret-i İsa’yı taşlıyorlarmış. “Allah’ım bunları
affet, ne yaptıklarını bilmiyorlar” demiş. S. 103
Biz üniversiteyi yabancılara kurdurduk. Evvela
“üniversite” ne demek? Senin dilinde yok bu kelime. Bu kelimeleri kabul ettiğin
andan itibaren sen yoksun. En mahrem, en milli müesseselerinin başına
Hıristiyanları geçireceksin, onların dilini alacaksın. S. 103
Ne demek inkılapçılık? Milliyetçilik, tarih, dil, din
demektir. İmanını, dilini, tarihini mahvet, hürriyetçiyiz de. Ortada bir şey
kalır mı? S. 104
Düşünce, insanı cemiyetten koparır. Düşünce, düşünene
zarar getirir, bela getirir. Düşünmek demek, cemiyetten kopmak demektir.
Düşünmeyi yasak etmişsin, yasak etmesen ne yazar? Dünyada zaten düşünen adam
çok az. Kolay mı düşünmek? S. 104
Kırk senedir yazıyorum. Cumhuriyet gazetesi benden tek
kelime ile bile bahsetmez. Çünkü hakikatin temsilcisiyim. Şöhreti onlar
dağıtıyorlar. S. 104
Orhan Veli, Arif Nihad’ın potin bağı bile olamaz. Şair
değildir Veli. Zeki fakat cahil. Ataç çıkardı bunları ortaya. Tek kitabı
vardır: Nasreddin Hoca. Türkçesi mazbuttur. Çok sığdır. Hiçbir irfanı yoktur.
Şiiri bir kümes hayvanına çevirdi. Şiir artık uçamıyor. S. 105
Hayat kavgadan ibaret çağdaş cemiyette. Kapitalizm,
aydınları dizginleyemez. Bu bütün hürriyetleri yok etmektir. Kapitalizm kendi
düşmanlarını korur her zaman. S. 106
Hakikatte bu eğitimin tek amacı bizi unutturmak… s.
107
Cumhuriyetin en büyük hatası dinden uzaklaşmaktır. Din
sevgidir, insanlıktır. Din damarlarımızdaki her kanda mevcuttur. Bundan tecrit
edilen Türk insanı kabile insanı gibi ayakta duramaz. Dilimiz de bir parça
dinimizdir. S. 109
Bizi yükselten de yıkan da ordudur. Batı bizi,
ordumuzun içine sızmak suretiyle yıktı. S. 114
Almanya’da Rönesans yoktur. Rönesans yalnız İtalya’da
ve Fransa’da olmuştur. Almanya ise romantizmle karşı gelmiştir Rönesans’a. Bir
nevi İtalya ve Fransa’ya karşı bir isyan. Ama beraberinde milli duyguları da
sürükleyip getiren bir isyan. S. 137
Son devirde Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet
vardır şair olarak. Necip hecede ustadır. Nesrinde iş yoktur Necibin. Günümüzde
şair yetişmez, yetişemez. Evladım, artık şiirle kavga yapılamaz. Kavganın
vasıtası nesirdir. S. 149
Türkiye’de her şeyden önce İslam olmak
mecburiyetindedir. Çünkü: 1. Bir cemiyet dinsiz olamaz. 2. İslam akla aykırı
değildir. S. 150
Üç çeşit liberalizm var: 1. İktisadi liberalizm. 2.
Fikri liberalizm. 3. Siyasi liberalizm. S. 151
Bürokrasi insan iradesini felce uğratıyor. Liberal
cemiyetlerde burjuvazi adına, sosyalist cemiyette ise preloterya adına hareket
ediyor. Bürokrasi kalıplaşmadır. S. 160
Edebiyat Osmanlı için katiyen ciddi bir iş değil. Ulvi
ve muhteşem bir eğlence, musiki ile beraber. Hatta şiirden üstün tutulur
musiki. Çünkü musikinin telkin gücü, din için de çok daha fazla. S. 171
Klasik şiirde “ben” yoktur. Pascal “ben zamiri şayan-ı
nefrettir. Şiir “ben”den bahsetmeyecektir” der. Romantizm şiire ben’i
sokmuştur, yani nefreti. S. 172
Ahmet Hamdi’nin (Tanpınar) şimdi, niçin yalnız
kaldığını anlıyorum. Ne Necip, ne Nazım bu adamla mukayese edilebilir.
Diğerleri onun yanında kapıcı dahi olamaz. S. 172
Dostum Sabih Bey’in, hırsız girer bir gün evine. Sabih
Bey, hırsızı görünce kafasını yorgana sokar, elini uzatır. “Al şu yüzüğü! On
bin liradır. Kandırmasınlar seni. Bana getir, ben vereyim. Yüzünü görmeyeyim
diye sokuyorum kafamı yorgana. Yakalanırsan benden bilme. İhbar etmiş
olmayayım” der. Balzac’dan: Hırsız kasayı kucaklar gece. Balzac uyanır: “Boşuna
uğraşma, ben gündüz arıyorum, bir şey bulamıyorum. Sen ise gece hiçbir şey
bulamazsın” der. S. 175
Hırsız, Kırgız’dan geliyormuş. Malum gece baskını
yapıyorlarmış Kırgızlar. S. 176
Benim doğumum 1917. Halk Partisinin bütün dehşetiyle
yaşadım. Faşist Halk Partisi, kelimenin tam manasıyla faşist. S. 178
Tonybee, “Çöküş devirlerinde her şey adileşir,
bayağılaşır” der. Ne kadar da haklı. Hiçbir işimizde ciddiyet, vakar kalmadı.
“Zühtü”yü milli marş haline getirdiler adeta. Ne bu akşam sabah radyoda
falan?.. s. 184
Evladım, evvela şunu öğreneceksin: İçtimai konularda
katiyen ittifak yoktur. Birisi anasına söver, diğeri göklere çıkarır. S. 184

Ah evladım, bu kitap (Ümrandan uygarlığa) yayılmalı.
Tek yazıyı Hilmi Yavuz yazdı. Methediyor ama “İslamiyet”i tekrar diriltmek
istiyor” diye de kötülüyor. S. 201
Bu memleket çok garip memleket. Tasavvur et,
Komünizmle mücadele derneğinin dergisinde ben Nazım’ı methediyorum. S. 210
Evladım aslında
demokrasi diye bir şey yok Türkiye’de ve olamaz da. Demokrasi kapitalist
cemiyetlerde tatbik edilir. Şöyle: Batı sömürdü bütün dünyayı. Büyük bir
sermaye birikimi oldu. Bunda payı olan sınıflar paylarını istediler. Yönetici
sınıf, burjuvazi de sus payı verdi onlara. Buna demokrasi dediler.
Demokrasi olamaz.
Kapitalizm milletler arasıdır. Her memlekette temsilcileri vardır. İkinci Dünya
Harbi’nde Rus fabrikaları niye bombalamadılar? İngiliz, Fransız, Amerikan
kapitalistlerinin hissesi vardı çünkü. S. 212
Ben Batı’ya ve hiç kimseye düşman değilim. Ben
herkesin eşit olmasına taraftarım. Batı’nın bizden üstün olmadığını
gösteriyorum. Avrupa’nın rezilliğini göstermeğe çalışıyorum. S. 213
Tiyatro ve tiyatroculuk Avrupalılaşmış zümrelerin
tutkusu. Kendi rezaletlerini, fuhşiyatını e zinalarını görüyorlar,
seyrediyorlar. Halk pek itibar etmemiştir. S. 214
Avrupa İslam’ı tanımıyor ve tanıması da beklenemez.
Tanısa Müslüman olur. İlmi planda, kendi metotlarına göre arıyor, araştırıyor,
bunları kitap haline getiriyor ama hakikatte bu çalışmaları gerçek manada
tanımak için değil, zaaflarımızı tespit etmek için. Deruni planda Avrupa
İslam’ı tanımadı ve tanımak da istemiyor. S. 235
Kur’an tek. Muğlak kısmını Hazret-i Peygamber
aydınlatmış. Halkı aydınlatmak için doğmuş tarikatler. Ciddi bir ihtiyaç değil,
halkın cehaletinden çıkmış ortaya. Halk doğrudan doğruya metinlerle temasa
geçemiyor. Hakikatte kul ile Allah arasına da girilmez. Bu manada mürşid de yok
İslam’da. Kul ile Allah arasına giren ruban sınıfıdır. S. 237
Marks, “İlim için geniş, aydınlık, kolay yol yoktur.
Ancak patikalardan varılır zirveye” diyor. S. 243
Avrupa’da iki düşünce adamı yaşıyor, Marks ve Weber.
Marks Rusya’da, Weber Amerika’da kök salmış. S. 254
Zamanımızın tanrısı çok uluslu şirketler. Hepimiz
bilerek veya bilmeyerek onlara hizmet ediyoruz. S. 254
İdeoloji ile ilim… Hakikatte ilim diye bir şey yok,
ideolojiler var ortada, sosyal ilimler sahasında. S. 255
Osmanlı’da “Beyefendi” belli rütbelere denirdi.
Şehzadeler “Efendi”dir. Asker menşeliler miralaydan sonra “Beyefendi”dir.
Yüzbaşı, binbaşı “Efendi”dir. S. 256
“Troduttore traditore” yani her mütercim haindir,
İtalyan atasözü. S. 262
Türk sözünü
doğrudan doğruya Fransızlar çıkarmışlardır sahneye, son asırda. Hatta Müslüman
olana “Türk oldu” diyorlardı.
Türk sözünü bizden
evvel Batı kullanmıştır lügatlerinde. Şemseddin Sami de doğrudan doğruya
Fransız lügatlerinden almıştır Kamus-ı Türki’ye. S. 270
Akademi
meselesinin kökü şu: Akademius diye bir kahraman yaşamış. Bu adam ölmüş.
Toprakları varmış, devlete bırakmış bunları. Milad öncesi bir kahraman. Bu
adamın topraklarına “akademia” demişleri. Evinin etrafına da 12 adet zeytin
dikmişler. Gezinti yeri olmuş orası.
Eflatun’un evi
buraya yakınmış. Derslerini burada yaparmış ve burada daha sonra felsefesi de
okutulmuş.
Kelime “akademia”,
yüksek okul manasına kullanılıyor. İlim, şiirle uğraşılan her yere “akademi”
deniliyor. Bir nevi üniversite. S. 277
Tonybee, medeniyetlerin yıkılışında argoya büyük yer
verir. Terbiyeli adam argo kullanmaz. S. 280
Yabancı dil ancak cümle ezberlemekle olur kelime
değil. Cümle, hatta paragraf. Cümleden kelimeye geçmek daha doğrudur. İlk
okuyuşta anlaşılmaz. S. 281

Bugün felsefe yoktur. Kendi kendini imha etmiştir
adeta. Mumyalanmış düşünce enkazının nakillerinden ibaret bugünkü hali
felsefenin. Felsefenin yerini ideolojiler almıştır. Hegel’den sonra büyük bir
felsefi sistem kurulamamıştır. S. 296
Roman dört bin sene önce eski Mısır’da yazılmış,
papirüslere. Milattan sonra binlerde Maruzaki yazmış romanı, Japon. S. 307
Türklerin destanı yok, yalnız destani şiiri, epopesi
var. Destan Yunan’da vardır. Şahname de destandır. İran’ın meyus bir devrinde,
hakikatte İslam’a karşı yazılan bir kitaptır Şahname. Eski İran efsanelerinden
derlenme. S. 309
Beni dilhun eden İslam’ın İslam’a, Türk’ün Türk’e
düşmanlığı. Halk partisi bir soyguncular partisidir. Komünist momünist
ithamlarını bile kabul etmiyorum. Komünist veya bir …ist olmak için bile önce
insan olmak lazımdır. Halk Partisi önce insan olsun. Bunlar perdedeki
oyuncular. Bu düşmanlığı kaldırabiliyor musun? O kafi. S. 310
Dünyanın hiçbir kongresinde ciddi bir tez ortaya
atılmamıştır. İlim kütüphanelerde yapılır. Kongreler eğlence, şov. S. 311
Ümit Hassan’ın kitabını tercüme de ettiler. İbn-i
Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ankara 1977
İnsan kavrayamayınca çıldırır. Bir çok yerlerde
Dosto’da Tanrı yoktur. İsa’yı sever yalnızca. Eğer İsa Tanrı ise nasıl sever?
İnsansa nasıl tanrı olur? Korkunç tezatlar. S. 321
Bugüne kadar biz dünya tefekkürü karşısında serbest
olmadık. Avrupalı’nın istediği tarzda düşündük. Ve cebren Avrupalılaştık. Yani
bize Avrupa, istediği kitabı okuttu. Türkiye Batı’nın çeşitli düşüncelerini
kendi ihtiyariyle seçmemişti. Esasen bilmez de. S. 329

İslam zekası terkibci bir zekadır. Onun için İbn
Haldun insanı bir bütün olarak ele almış. Batı’ya pencereleri kapamak ahmaklık,
pencereleri açmak ama kendin kalmak, mühim olan bu. İslam düşüncesi de açmıştır
pencerelerini. Korkuyla pencerelerini kapamak, ölmek demektir. S. 329
Fevziye rahatsız. Benim en zayıf tarafım hanım
tarafım. Dünyam alt üst oluyor Fevziye rahatsız olunca. İnsanların dünyasından
sadece onun yüzünü hatırlıyorum. Çocuklarım küçüktü gözlerimi kaybettiğimde. 38
senelik bir beraberlik. Mahvolurum ben sonra. Tek zatım bu. İnsansız bir yerde.
S. 340-341
Yaşamak için yazmak mecburiyetindeyim. Yaşamak için
yazmam lazım. Beni dünyaya yazılarım bağlıyor. İnsana ihtiyacım var. S. 342
İbn Haldun politika ile en az alimler uğraşır, diyor.
Biz uğraşamıyoruz. S. 351
Düşünce bir çile. Bir insan bu oyuna talipse, bu adam
yaşatılmalı. Halbuki cemiyetimiz öldürmeye çalışıyor. Herkes yangısı söndürmeğe
geliyor. Milyonda bir kişi düşünür ancak. S. 354
Başka dillerden aldığımız isimleri ancak bizim
telaffuzumuzla vermeliyiz. Asılları ancak akademik kitaplarda geçmeli. Ben
halka hitap ediyorum. Öğrenmeğe mecbur değilim. Kimse İngilizce, Fransızca,
Almanca bilmeğe mecbur değildir. S. 361
Ben yalnızım. İnsan sesine susuzum. Sağ-sol modadır.
Düşünce hür ve seyyaldir. Yalnızım, çünkü sağ da, sol da anlamıyor. S. 355
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder