26 Nisan 2017 Çarşamba

Slavoj Zizek – İslam Arşivleri


Doğrusu uzun zamandır bir kitapla kavga etmemiştim. Batının uydurduğu içi boş "Ilımlı İslam" terimine karşı "Ilımlı Oryantalist" bakışıyla yazılmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ilımlı Oryantalist diyerek kast ettiğim şey ise tarih boyunca süre gelen Doğu-Batı ve din çatışmalarında taraflardan biri olan İslam dinini Zizek gibi bir düşünürün dahi Oryantalist düşünceden kurtulamadan yorumlamasıdır. Kitapta anlattığı hikayelerde ya tamamen meddesel yaklaşmış, ya anlattığı hikaye çarpıtılmış ya da çok yüzeysel değinildiği için manası anlaşılmıyor. Zizek'i tamamen gömmek de doğru değildir. İslam'ı anlamaya çalıştığını kitabı okurken anlıyorsunuz fakat çok fazla pozitivist düşünmekten kendini kurtaramamış. Bir toplumu pozitivist düşünce yöntemiyle anlama çabası bir çok hataya sebep olacaktır. Sonuçta maddenin tabiatını anlamada çok kullanılışlı olan bu yöntem sosyal bilimlerde çok çürük veriler sunduğu artık net biçimde biliniyor. Gene de Zizek'in hatalı yorumlarının ve gözlemlerinin yanı sıra doğru gözlemlerinin de olduğunu belirtmek gerek. 

Kitabın en güzel yönü şu ki; İslam'a ve müslüman toplumlarına sosyolojik ve psikolojik yönden bir Batılı düşünürün gözünden bakma fırsatı sunuyor. Bu noktada belirtmek gerekir ki Zizek'in İslam dinin mahiyetini, derinliklerini tam anlamıyla bilmesi beklenemez. Fakat müslüman olduğunu söyleyen çoğu kişiye göre çok daha fazla İslam'ı araştırdığı ve üzerine düşündüğünü de hemen fark ediyorsunuz. 
Kitaptan olabildiğince alıntı yapmak isterdim fakat tüm kitabı paylaşmam gerekirdi bu durumda. Aşağıda belirli bir yere kadar yazıya döktükten sonra yazma kısmı çok uzun ve sıkıcı gelmeye başladığından alıntıların fotoğrafını koymaya karar verdim. Üşengeçliğimdan ötürü kusura bakmayın. 

Slavoj Zizek – İslam Arşivleri

Hazreti Muhammed karikatürlerinin suçlamalarına karşı düzenlenen şiddetli gösterilerle ilgili günlük haberlerin yol açtığı heyecan ve aciliyet duygusu kayboldu. Dönüp geçmişe (ve elbette geleceğe) bakıp bir denge bulmanın vakti geldi.

Bu olayda gözden kaçırılmaması gereken bir ironi kendini gücenmiş hisseden ve gösterilere katılan binlerce insanın %99.99'unun Danca karikatürleri hiç görmemiş olmasıydı. Bu olgu bizi küreselleşmenin bir başka, çok çekici olmayan bir yönüyle karşı karşıya getiriyor: "Küresel enformasyon köyü” denen şey, Danimarka'nın pek bilinmeyen bir günlük gazetesinde yaşanan bir olayın çok uzaktaki Müslüman ülkelerinde - sanki Danimarka ile Suriye (ve Pakistan, Mısır, Irak, Lübnan, Endonezya ve ... ) komşu ülkelermiş gibi - böylesine şiddetli bir kargaşaya yol açmasını sağlayan şeydir. S. 9 ve s. 31

Peter Sloterdjik'in dediği gibi: "Daha fazla iletişim demek, her şeyden önce, daha çok çatışma demektir. S. 10 ve s. 31

Yabancılaşma (aynı zamanda) sosyal dokunun içine yerleşmiş mesafedir: ben başkalarıyla yan yana yaşasam bile, normal olan onları görmezden gelmektir. S. 10

Bazen, yaşam tarzlarının huzurla bir arada olabilmesi için belli bir dozda yabancılaşma kaçınılmazdır. Bazen, yabancılaşma bir sorun değil bir çözümdür: küreselleşme eğer birbirimizden yalıtılmış halde durursak değil, tersine, birbirimize çok yakınlaşırsak patlayıcı
bir hal alır. S. 10

Hegel de zaten Musevilikle İslam’ın spekülatif özdeşliğine yönelik yaklaşımıyla bu iz üzerinde değil miydi? Basmakalıp bir ifadeye göre, Musevilik (tıpkı İslam gibi) "saf'' bir tek tanrıcılıktır, buna karşılık Hristiyanlık, Üçleme'siyle, çok tanrıcılıkla
yapılmış bir uzlaşmadır; hatta Hegel İslam’ın en saf, tek "yücelik dini" olduğunu, Yahudi tek tanrıcılığının evrenselleşmesi olduğunu belirtir:

Yahudilerin sınırlı ilkesi Müslümanlıkta evrenselliğe yayılır ve böylece aşılır.. Burada, Tanrı artık, Asyalılarda olduğu gibi, dolayımsız duyu kipiyle var olan bir şey olarak düşünülmez,  dünyanın bütün  o çokluğunun ötesinde bulunan, sonsuz bir yüce Güç olarak anlaşılır.
Bu yüzden, Müslümanlık kelimenin tam anlamıyla, yücelik dinidir. S. 38 (G .WE Hegel, Philosophy of Mind, Oxford: C:larcn don Press 1971, s.44.)

İslama canlılık veren bastırılmış Olay nedir?
Bunun anahtarı başka bir sorunun altında yatıyor:  İslam, yani üçüncü Kitap Dini bu diziye nasıl uyuyor? Musevilik soykütük dinidir, peşpeşe gelen kuşakların dinidir; Hristiyanlıkta Oğul Çarmıhta öldüğü zaman, bu aynı zamanda Babanın da ölmesi demektir (Hegel bunun farkındaydı) - ataerkil soykütüksel düzen de ölür, Kutsal Ruh aile dizisine uymaz, bir post-ataerkil ailevi topluluk ortaya çıkarır. Diğer iki kitap diniyle, hem Musevilik hem Hıristiyanlıkla çelişen İslam, ataerkil mantık alanından Tanrıyı dışlar: Allah bir baba değildir, simgesel olarak bile değildir - Tanrı birdir, ne doğmuştur ne de canlıları doğurur. İslam’da bir Kutsal Aile’ye yer yoktur. ….. İslam’la birlikte, artık Totem ve Tabu tarzında, babanın öldürülmesi ve bunun yarattığı,  kardeşleri bir araya getiren suçluluk aracılığıyla bir topluluk kurmak olanaksızdır - İslam’ın beklenmedik güncelliği buradan gelir.  S. 42 - 43

Yasakların yasaklanması bir tür bütün yasaklanın “genel eşdeğeridir” bir evrenseldir ve böylece evrenselleştirilmiş bir yasaktır, bütün fiili ötekiliklerin yasaklanması: ötekinin

yasağının yasaklanması kendi ötekiliğini yasaklamaya eşdeğerdir. S. 59

 s. 60

 s. 62

 s. 62

 s. 65

 s. 66

 s. 68

 s. 70

 s. 73


Slavoj Zizek, İslam Arşivleri, Çev: Sabri Gürses, Çeviribilim Ajans ve Yayıncılık, İstanbul, 2015






Akılla bir konuşmam oldu dün gece


Akılla bir konuşmam oldu dün gece;  
Sana soracaklarım var, dedim;  
Sen ki her bilginin temelisin,  
Bana yol göstermelisin.  
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?  
Birkaç yıl daha katlan, dedi.  
Nedir; dedim bu yaşamak?  
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.  
Evi barkı olmak nedir? dedim;  
Biraz keyfetmek için  
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.  
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;  
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.  
Ne dersin bu adamlara, dedim;  
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.  
Benim bu deli gönlüm, dedim;  
Ne zaman akıllanacak?  
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.  
Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;  
Dizmiş alt alta sözleri,  
Hoşbeş etmiş derim, dedi.

-------------------------------

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok

Ömer Hayyam - Rubailer


23 Nisan 2017 Pazar

Kültürlere pencereden bakmak

Doğada mevcut olan şeylerin kültürel bir değeri yoktur. Örneğin bir taşın doğada mevcut haliyle kültürle bir bağlantısı yoktur. O taşa insan eli değdiğinde (örneğin taş yontunup, cilalanıp bir kolyeye dönüştürülürse) veya o taşla insanlar arasında bir etkileşim oluştuğunda (örneğin kutsallık veya farklı sembolik değerler atfedilirse) artık taşın kültürel serüveni başlamış olur.
Kültürler arası farklılıklar çok geniş bir yelpazede ele alınabilir. Örneğin, aynı dine mensup iki farklı milletin o dini yaşayış şekilleri ve o dine getirdikleri yorumlar farklılık gösterebilir. Bu milletlerin kültürleri dini şekillendirdiği gibi din de bu  milletlerin kültürü üzerinde etki sahibi olur. En kapsamlı ve katı kuralları  ihtiva eden dinler bile farklı kültürlerle etkileşime girdiklerinde o kültürlerin etkisinden nasiplerini almaları kaçınılmazdır. Bu durum bir kültürü meydana getiren tüm yapıtaşları için de aynen geçerlidir. Kültürler arasındaki bu farklılıkler gelenek ve görenekle sınırlı kalmayıp tabii çevreyi şekillendirme biçimleri yönünden de aynen geçerli olması ise aşağıda görmekte olduğunuz farklı/renkli pencerelerin meydana gelmesine sebep olmuş. 




ALMANYA

AVUSTURYA

 BELÇİKA

 BEYAZ RUSYA

BULGARİSTAN

ÇEK

ÇEK 2 

DANİMARKA 

ESTONYA

 FİNLANDİYA

FİNLANDİYA

 FİNLANDİYA

 FRANSA

 FRANSA

GALLER

GALLER

 HIRVATİSTAN

HIRVATİSTAN

HOLLANDA

HOLLANDA 

HIRVATİSTAN 

İNGİLTERE 

İNGİLTERE


 İRLANDA

 İSKOÇYA

İSPANYA 

İSPANYA 

İSVEÇ 

 İSVİÇRE

İTALYA

İTALYA

 İZLANDA

LETONYA 

 LETONYA

 LİTVANYA

 NORVEÇ

 NORVEÇ

PORTEKİZ

RUSYA 

SLOVENYA

  TÜRKİYE
TÜRKİYE

 UKRAYNA

UKRAYNA 

YUNANİSTAN 

YUNANİSTAN