YAVAŞ GÜZELDİR: “YAVAŞ YEMEK”TEN “YAVAŞ
MEDYA”YA HIZLI TÜKETİME DAİR BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ
Erdem
Güven*
ÖZET
Yavaşlık
hareketi, küreselleşmenin ve beraberinde getirdiği hızlı tüketim
alışkanlıklarını yaşamın her alanında sorgulayan ve doğal sürecin dışında
bireylerin içine düştüğü aşırı hız tutkusuna karşı mücadele veren bir akım olarak
ortaya çıkmıştır. Hareket, seyahatten ekonomiye, yeme-içme alışkanlıklarından
kent yaşamına, cinsellikten genel yaşam tarzına kadar her konuda yerel-liği,
doğallığı ve insan doğasıyla uyum içerisindeki yavaşlığı destekleme
iddiasındadır. Yavaş Yemek hareketiyle başlayan bu süreç, Yavaş Şehir ve Yavaş
Medya hareketleriyle devam etmiştir. Çalışmada Yavaşlık hareketinin, özellikle
hızlı enformasyonun yönetilmesinde, tüketiciyi ne şekil-de bilinçlendirmeye
çalıştığı anlatılacaktır. Konu hakkında yayınlanan manifestolarda, nostalji
duygusundan beslendiği görülen Yavaş Medya hareketi ile hedeflenenin, aslında
hızlı enformasyonun beraberinde getirdiği bellek yitimi ve manipülasyonla
mücadele etmek olduğu anlaşılmaktadır.
GİRİŞ
Küreselleşme ve dünyada yaşanan teknolojik
gelişmeler, sürekli değişimi ve bu değişimin hızına ayak uydurmayı, tek
tipleşmeyi ve öncelikle küreselleşme sürecinin nimetlerin-den faydalanmayı
zorunlu kılmıştır. Özellikle kent yaşamı içerisinde, bireylerin bu gelişmelerden
ve değişimlerden kaçması olanaksız hale gelmiştir. Küreselleşme sürecini
tanımla-yan anahtar kelime ise hızdır. Günümüzde, bireylerin her konuda daha
hızlı olmaya çaba harcadıkları, bir çeşit hız tutkununa dönüştükleri
görülmektedir. Hız, çoğu zaman teknolojinin bireylere sağladığı devrim
niteliğinde bir imkân olarak tanımlanmakta ve yüceltilmektedir. Gerçekten de,
günümüzde bilgiye ulaşmak saniyelerle ölçülebilecek bir zaman diliminde,
üstelik önemli bir fiziksel çaba sarf etmeksizin mümkün olabilmektedir. Ancak,
haddinden fazla hızlanan yalnızca fiberoptik ağlar aracılığıyla bireylere
ulaşan bilgi değil bizatihi bireyin kendisi olmuştur.
“Kanatlandıran ve 24 saat ateşleyen” enerji
içeceklerinden, “yıka ve çık” şampuanlara; instant (anında) gıdalara
kadar tüm ürünler ve bunların kullanılmasını salık veren reklamlara kadar her
mecrada, bireyler hızlı yaşamaya yönlendirilmektedirler. Bunun yanı sıra, fast-food
(hızlı yiyecek) zincirleri, küreselleşme konusunda çalışan tüm
araştırmacıların kitap ve makalelerinde sıklıkla kullandıkları örnekler
arasındadır. Küreselleşmenin olduğu kadar, hızın da simgesi haline gelen fast-food
zincirleri, aynı zamanda bu durumdan rahatsız olanların mücadele alanı da
olagelmiştir.
1.
PIU TEMPO A TAVOLA (1) : SLOW FOOD (YAVAŞ YEMEK)
1986
yılında bir grup eylemci, İtalya’nın Roma kentinde açılmak istenen bir
McDonalds restoranını, hamur işi fırlatarak protesto ettiler.

1989
yılında ortaya çıkan slow-food hareketi, aynı tarihte imzalanan Slow
food Manifesto (Yavaş Yemek Manifestosu) ile resmen başlamıştır.
Venezüella
delegelerinin katılımıyla imzala-nan manifesto şu maddeleri içermekteydi:
1.
Endüstriyel medeniyetin sembolleri altında başlayan ve gelişen
çağımız, öncelikle maki-neyi icat etti ve daha sonra onu yaşam modeli olarak
içselleştirdi.
2.
Bizler hız tarafından köleleştirildik ve aynı sinsi virüse karşı
yenik düştük: Alışkanlıklarımızı sekteye uğratan, yuvalarımızın mahremiyetini
istila eden ve bizleri Fast-food yeme-ye zorlayan hızlı yaşam.
3.
Homo sapienler, adlarına layık olacak şekilde, kendilerini yok olmanın
eşiğine getirmeden önce hızdan kurtulmalıdırlar.
4.
Hızlı yaşamaya dair evrensel ahmaklıktan kurtulmanın yegane yolu,
sessiz maddi hazzın sıkı bir biçimde savunulmasından geçer.
5.
Uygun dozda duyusal haz ve ağır, uzun süreli mutluluk bizi
çılgınlık salgınından koruyabilir.
6.
Savunma hattımız, Slow-Food (Yavaş Yemek) ile birlikte sofrada
başlar. Gelin, yöresel yemeklerin lezzetini ve hazzını yeniden keşfedelim,
fast-foodun haysiyet kıran etkilerini aforoz edelim.
7.
Prodüktivite adına, Hızlı Yaşam bizim yaradılışımızı
değiştirmekte, çevremizi ve tabiatımızı tehdit etmektedir. Öyleyse Slow-Food,
şu an için gerçek anlamda ilerlemeci tek cevaptır.
8.
Gerçek kültür, lezzeti küçük düşürmek yerine geliştirmektir.
9.
Slow-Food, daha güzel bir geleceğin garantisidir.
Manifestoda
da belirtildiği gibi, Slow-Food hareketinin birincil amacı “iyi yemek ve
gastronomik hazzın savunulması” olsa da, genel anlamda “daha yavaş bir yaşam yürüyüşünü”
desteklemektir.
Benjamin
Barber, dünyanın Soğuk Savaş’tan sonra,
kültürel ve ekonomik anlam-da Amerikan hegemonyasına girdiğini belirtmektedir.
Barber, bu sürece girilmeden önceki durumu şöyle tariflemektedir: McWorld’den önceki dünyada İsveçliler İsveç’e,
İngilizler de İngiltere’ye ait şeyleri kullanıyor, yiyor ve tüketiyorlardı.
Dünyanın geriye kalan bölümünün sakinleriyse, ya sömürgeci efendilerini örnek
alıyorlar ya da yerli ürün ve yerli kültürlere dayalı yerel tüketim ekonomileri
geliştiriyorlardı. Fransa’da özgün Fransız café ve brasserie’lerinde
pastörize edilmemiş Brie peyniri yeniliyor, Provans şarabı içiliyordu; ulusal
Fransız radyo istasyonlarında Edith Piaf ve Jacqueline Françoise dinleniyor ve
Fransız karayollarını hiç terk etmeden, 2CV Citroenler ve Renault sedanlar
sürülüyordu. Tastee-Freez, White Castle ve Chevrolet kamyonetlerinden kurtulmak
için denizleri aşıp Paris’e gelen bir Amerikalı, Fransa’ya vardığı anda
bunların gözden kaybolacağından emin olabiliyordu. Bir Alman, Atlantik
kültürünü değil, Akdeniz kültürünü öğrenmek için İtalya’da okuyordu. Amerikalılar
soyut olarak ekonomik dünyaya hükmediyorlardı, ama İngilizler İngiltere’ye ve İtalyanlar
da İtalya’ya hükmediyorlardı (Barber 2003: 60).
2.
HER ALANDA YAVAŞLIK: SLOW FOOD’DAN SLOW MOVEMENT’A

Slow-Food
hareketinden
sonra, yine İtalya’nın küçük bir şehri olan Chianti’de ortaya çıkan cittaslow
(Yavaş Şehir) akımı, “kentsel üretimin, çevreye özgü değerlerin, kültürel
ve geleneksel ürünlerin ve bu konularda sürekliliğin sağlanması” şeklinde
sıralanabilecek amaçları olan bir harekettir (Kadıoğlu 2009: 74).
Knox
(2005: 7), yavaş şehirlerin altı temel şartı desteklemesi gerektiğini
belirtmektedir: çevre politikaları ve planlaması; altyapının kullanılması;
teknolojinin kullanılması; yerel üretim ve yaşam tarzının desteklenmesi; konukseverlik
ve mekân bilinci. Slow Food hareketine paralel bir biçimde, cittaslow
ya da Yavaş Şehir hareketi de, kent yaşamını küreselleşmenin yıkıcı ve tek
tipleştirici etkisinden ve hızından korumayı amaçlayan kayda değer bir fikir
olması bakımından değerli ve önemlidir. Görüldüğü üzere, teknolojinin
kullanımını engellemek yerine, gerçekçi ve faydacı bir bakış açısıyla onu
kullanmayı amaçlamaktadır.

3.
SLOW MEDIA
1982
yılında Amerikalı Doktor Larry Dossey, zamanın akıp gittiğine ve ona yetişmek
için mümkün olduğunca hızlı olmak gerektiğine ilişkin hastalıklı bir düşünce
tarzının geliştiğini belirtmekte ve bu duruma “zaman hastalığı” teşhisini
koymaktaydı. Carl Honoré’ye göre, özellikle 21. yüzyılın ilk dönemlerinde,
“her-kes ve her şey daha hızlı olma halinin baskısı altında” yaşamaktaydı.
Dünya Ekonomik Forumu’nun başkanı Klaus Schwab, “büyük balığın küçük balığı yuttuğu
dönemden hızlı balığın yavaş olanı yuttuğu” bir döneme geçildiğini
müjdeleyerek, hızın insan hayatında ne denli önemli olduğunu vurguluyordu (Ho-noré
2004: 3-4).
Almanya’da
ortaya çıkan ve Benedict Köhler, Sabria David ve Jörg Blumtritt’in kaleme
aldıkları bu manifesto şu maddelerden oluş-maktadır:
-
Slow media sürdürülebilirliğe katkı sağlar.
-
Slow media tek bir işe odaklanmayı (Mono-tasking) destekler. Slow
media üstünkörü tüketilebilecek bir şey olmadığı gibi, kullanıcılarının tam
olarak yoğunlaşmalarını teşvik eder. Tıpkı pişirenin ve konukların tüm duyularıyla
katılım gösterdiği iyi bir yemeğin üre-timinde olduğu gibi, slow media da
keyif içerisinde bir odaklanma ile tüketilebilir.
-
Slow media mükemmeli hedefler. Slow me-dia, mutlak surette piyasadaki
yeni gelişmeleri temsil ediyor değildir. Daha önemli olan şey, sağlam,
erişilebilir ve insanların medya kullanım alışkanlıklarına tam olarak uygun
düşen, güvenilir kullanıcı ara yüzlerinin sürekli olarak ilerlemesidir.
-
Slow media kaliteyi hissedilebilir kılar.
-
Slow media, neyi nasıl üretip tüketeceğini bilen insanları (prosumers)
geliştirir. Slow media içerisinde bu kişi (prosumer) pasif
tüketicinin (consumer) yerini alır.
-
Slow media söylemsel ve diyalojiktir. Kendi-sine iletişim halinde olacağı bir
muadil arar. Slow mediada dinlemek de en az konuşmak kadar önemlidir.
-
Slow media, sosyal medyadır. Canlı cemaatler ya da topluluklar slow media
etrafında oluşum gösterirler. Bir yazarın, kitabı hakkındaki görüşleri
aracısız bir biçimde okuyucularıyla paylaşması buna örnek gösterilebilir.
-
Slow media kullanıcılarına saygı duyar.
-
Slow media reklam yoluyla değil kişilerin önerileriyle yayılır.
-
Slow media ebedidir. Üstünden yıllar geçmiş olsa dahi, tazeliğini ve değerini
korur. Zaman içerisinde değerini kaybetmek şöyle dursun, artırarak patinalı bir
nesne haline gelir.
-
Slow media auratiktir. Belirli bir ortamın, kullanıcının yaşamındaki belirli
bir ana ait olduğu hissini verir. Her ne kadar, endüstriyel üretimin bir ürünü
olsa da, yeganelik iddiasını barındırmaktadır.
4.
BİLİNÇLİ
MEDYA TÜKETİCİSİ OLMAK: YAVAŞ ENFORMASYON
Multimedya
ağları bağımlıları, internet cankileri, web-kolikler ve diğer siberpunklar IAD
(Internet Addiction Disorder - İnternete Bağımlılık Bozukluğu)
hastalığına yakalanmışlardır. Virilio, bu hastalığa tutulma durumunu şu
sözlerle tarif etmektedir: Hafızaları bir gereksiz eşyalar toplamına, her
yerden akıp gelen imgelerle dolu bir yığına; kullanılmış, dikkatsizce bir araya
getirilmiş, kötü durumda simgelerle dolu bir yığına dönüştü. Daha anaokulundan
itibaren ekran başına mıhlanan küçükler ise daha bu yaşta bağlantısız bir
etkinliğe yol açan hiperkinetik sorunlar yaratan beyinsel işleyiş bozukluklarına,
vahim dikkat bozukluklarına, kontrol edilemeyen, ani hareket boşalımlarına
maruz kalmaya başladılar (Virilio 2003: 40).
Aşırı
hızın ve enformasyon bombardımanının insan sağlığı üzerinde yaptığı tahribata
Alvin Toffler’de şu şekilde değinmektedir: 120

Sürekli
enformasyon akışı, iletinin anlaşılamadan yok olması, neredeyse alınır alınmaz
unutulmasını beraberinde getirmektedir. Bu durumun ise insan zihninde tahribat
yaratmaması düşünülemez. Öyleyse hız ile ilgili kısaca şunlar söylenebilir:
-
Hız, sansürdür. Genellikle içeriği anlaşılmaz kılar.
-
Hız, duyarsızlaştırır.
-
Hız, illüzyondur. Dolayısıyla manipülatiftir.
-
Hız, anlık kahramanlar yaratır ve yarattığı hızda yok eder.
-
Hız, pervasızlaştırır. Yarattığı bellek yitimi-ne (amnezi) güvenir.
Kaynaklar(
İlgimi Çekenler)
Barber B (2003) McWorld’e Karşı
Cihad, Eser Birey (çev), Cep Kitapları, İstanbul.
Kadıoğlu D Y (2009) Yavaşlığın
Keyfi Bu Şehirlerde, Yolculuk, 62, 73-76.
Rigel N (2000) Rüya Körleşmesi,
Der Yayınları, İstanbul.
Toffler A (1981) Gelecek
Korkusu: Şok, Selami Sargut (çev), Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul.
Virilio P (1998) Hız ve Politika,
Meltem Can-sever (çev), Metis Yayınları, İstanbul.
Virilio P (2003) Enformasyon
Bombası, Kaya Şahin (çev), Metis Yayınları, İstanbul.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder